12 Mart Muhtırasına Giden Yol

Türk milletinin ve sinesinden çıkan Silahlı Kuvvetlerinin bu vahim ortam hakkında duyduğu üzüntü ve ümitsizliğini giderecek çarelerin, partiler üstü bir anlayışla meclislerimizce değerlendirilerek mevcut anarşik durumu giderecek anayasanın öngördüğü reformları Atatürkçü bir görüşle ele alacak ve inkılap kanunlarını uygulayacak kuvvetli ve inandırıcı bir hükumetin demokratik kurallar içinde teşkili zaruri görülmektedir. Bu husus süratlen tahakkuk ettirilemediği takdirde, Türk Silahlı Kuvvetleri, kanunların kendisine vermiş olduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ve kollamak görevini yerine getirerek idareyi doğrudan doğruya üzerine almaya kararlıdır”
12 Mart Muhtırası Metninden
Türkiye’de demokrasinin ikinci kez askıya alınmasına yol açan; Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki emir-komuta zinciri içerisinde yapılan ilk darbe olan, 12 Mart 1971 muhtırasından günümüze tam 48 yıl geçti. Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur’un kontrolündeki askeri cunta bir muhtıra ile 48 yıl önce yönetime el koymuştu. Peki 12 Mart’a nasıl gelindi? Neler yaşandı?

27 Mayıs Darbesi ve Sonrası
Türkiye’nin çok partili hayata geçişi sonrasında yapılan ilk demokratik seçimler sonrası iktidara gelen Demokrat Parti 10 yıllık iktidarı sonrası, “27 Mayıs Darbesi” ile tarihe karışmış, darbe sonrası yapılan Yassıada yargılamalarında dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar müebbet hapis cezası alırken, Başbakan Adnan Menderes ile Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam edilmişti. Bayar ise sonradan genel aftan yararlanarak serbest kalacaktı.
Darbe sonrası 1965 yılına kadar İsmet İnönü Başbakanlık yapmış, İnönü döneminde 27 Mayıs darbesinin misyonunu tamamlamadığını düşünen ve yapılan reformlardan memnun olmayan Kara Harp Okulu Komutanı Albay Talat Aydemir tarafından yapılan iki darbe girişimi başarısızlığa uğratılmıştır. Aydemir, son darbe girişimi sonrası tutuklanmış ve idam edilmişti. Ancak 12 Mart’a giden süreçte, 27 Mayıs’ın misyonunu tamamlamadığını düşünen ve yeni bir ihtilal yapmak peşinde olan sol görüşlü radikal kesim olarak tanımlanan askerlerin tutumu etkili rol oynayacaktır. Bu askerlerin önde gelenleri arasında ise 27 Mayıs’ın başında bulunan Paşalardan Tümgeneral Cemal Madanoğlu vardı.

1965 Seçimleri ve Demirel’in Sahneye Çıkışı
27 Mayıs sonrası hazırlanan 1961 Anayasası fazla özgürlükçü olması sebebiyle eleştirilmesine rağmen halktan, yüzde 38,3 oranında “hayır” oyu almıştı. Referandum sonuçları ile de görülmüştür ki, halk tarafından darbe sonrası yapılanlar ve özellikle Menderes’in idamı benimsenmemiştir. Bu memnuniyetsizliğin göstergesi ve seçimler öncesi Kıbrıs’ta 1963 yılında yaşanan “Kanlı Noel” olayları ve Johnson Mektubu ile U-2 füze krizi sonrası gerilen Türk- Amerikan ilişkileri gibi olaylar İsmet Paşa hükumetini zayıflatmıştır. Bu ortamda girilen 1965 seçimlerinde kendini Demokrat Parti’nin devamı olarak gösteren, Süleyman Demirel’in Genel Başkanlığını yaptığı Adalet Partisi tek başına iktidara gelmişti. CHP ise muhalefette kalmıştı. Askerde ise kendini DP’nin devamı olarak gösteren bir partinin iktidara gelmesinin rahatsızlığı vardı.

1968 Kuşağı Ve Yaşanan Öğrenci Olayları
Dünya genelinde 1968 yılı öğrenci eylemlerinin yükselişe geçtiği yıl olmuştu. 68 Kuşağı olarak ünlenen bu kesimin Türkiye’deki merkezi ise ODTÜ idi. O dönem okulun rektörlüğünü ise Erdal İnönü yapıyordu. ODTÜ içinde THKO adlı bir örgüt adı altında eylem yapan solcu gençlerin başında Deniz Gezmiş vardı. Deniz Gezmiş’in karıştığı bazı eylemler oldukça ses getirmiştir.
16 şubat 1969 tarihinde İstanbul’a demirleyen ABD 6.Filosunun protesto edildiği gösterilerde 2 kişi hayatını kaybetmiş ve yüzlerce insan yaralanmıştı. Tarihe “Kanlı Pazar” olarak geçen bu olaylar 1969 seçimleri öncesi muhtıraya giden yolda önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bu olaylar sonrası Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının, ODTÜ’yü ziyaret eden eski Amerikalı Büyükelçi Robert Komer’in arabasının yakılması ve 4 Amerikan askerinin kaçırılıp sonradan serbest bırakılması eylemleri gerçekleşmişti. Polisin ve askerin kıskacında olan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan muhtıra sonrası yakalanmış, 6 Mayıs 1972 tarihinde idam edilmişlerdir. Deniz Gezmiş’in adam kaçırma, banka soygunu ve polisle çatışma gibi suçları işlemesine karşın idam edilmesi, 12 Mart cuntası için bir eleştiri noktası olmuştur. 27 Mayıs cuntasının yaptığı hatayı yineleyen 12 Mart cuntası bu bağlamda temel insan hakları noktasında eleştirilmiştir.

Muhtıraya Doğru
Öğrenci olayları, ekonominin kötüye gitmesi ve AP’nin 1969 seçimlerinden sonra tek başına iktidara gelmesi gibi hadiseler, askerin rahatsızlığını oldukça arttırmıştır. Demirel tarafından bu rahatsızlık hissedilecek ki bir açıklamasında, “Türk Silahlı Kuvvetlerinin Cumhuriyet’in ve rejimin bekçiliği, yurdun iç ve dış tehlikelere karşı savunulması görevlerini bırakıp memleket idaresini ele alması halinde, bizatihi korumakla mükellef oldukları rejim, Cumhuriyet ne hale gelir?” sözleri oldukça dikkat çekmiştir.
1969 seçimleri sonrası; 15-16 Haziran 1970 yılında gerçekleşen işçi yürüyüşleri gerekçesiyle İstanbul ve Kocaeli’de sıkıyönetim ilan edilmiş ve yukarıda da belirtilen sorunlar sebebiyle askerin yönetime el koyacağı ihtimali yüksek sesle dile getirilmeye başlanmıştır. Orduda ise Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur’un haberdar olduğu “Madanoğlu Cuntası” bir sol darbe hazırlığına girişmiş ve 9 Mart tarihi seçilmişti. Ancak MİT sayesinde darbe hazırlığı yapıldığı bilgisi Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç tarafından öğrenilmiş, Tağmaç asker kökenli Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın yanına giderek o dönem literatüre geçen, “Genç subaylar rahatsız” ibaresini kullanmıştır. Tağmaç Paşa, sonrasında bir toplantı yaparak darbe hazırlığındaki subayları görevden almıştır. Darbenin öğrenilmesi sebebiyle, 9 Mart Cuntasından desteğini çeken Gürler ve Batur paşalar, 12 Mart’ giden yolda Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç’ın yanında olmuşlardır.
Bu atmosferde Memduh Tağmaç’ın yaptığı toplantıda hazırlanan muhtıra, 13:00’da TRT radyosunda okutulmuştur. Hükumetin el çektirildiği muhtıra sonrası Demirel hükumeti düşmüş ve 1974 seçimlerine kadar Başbakanlığı sırayla; Nihat Erim, Ferit Melen ve Mehmet Naim Talu’nun yaptığı ara dönem hükumetleri kurulmuştur. 1974 yılında yapılan seçimlerde ise Başbakanlık koltuğuna Bülent Ecevit oturmuştur.12 Mart muhtırası süreci, 12 Eylül ihtilaline giden süreçte 1982 Anayasasının otoriterliğinin temellerini atan ve Türkiye’de halkın iradesinin ikinci kez askıya alındığı bir dönem olmuştur.

%d blogcu bunu beğendi: