İslamofobi: Gelinen Nokta Ve Kanlı Cuma

Geçtiğimiz cuma hepimiz Yeni Zelanda’dan gelen terör saldırısı haberiyle uyandık. Yeni Zelanda’nın Christchurch kasabasında aşırı sağcı birkaç terörist tarafından iki camiye yapılan saldırılarda onlarca Müslüman hayatını kaybetmiş, saldırıyı gerçekleştiren teröristler arasında olan Brenton Tarrant ise saldırıyı canlı olarak yayınlamıştı. Tüm dünyayı şoke eden görüntülerde, Tarrant elindeki tüfek ile ortalığa rastgele ateş ediyor ve gördüğü her insanı hedef alıyordu. Tarrant’ın silah ile yaptığı hareketler ve rahatlığı ise herkesi şaşkına çevirmişti.

Yaşanan bu elim olay karşısında İslamofobinin dünyada geldiği nokta ise tartışılmaya başlandı. Son yıllarda DAEŞ terör örgütü kaynaklı oluşan sorunlar sebebiyle dünyada İslam dininin adı terör kavramı ile sıklıkla anılmaya başlarken, örgütün Avrupa’da gerçekleştirdiği saldırılar, Avrupa’daki ülkeleri tehdit etmesi, 11 Eylül saldırıları ile dünyada hızla yayılmaya başlayan İslamofobi algısına farklı bir boyut kattı. Saldırıyı gerçekleştiren terörist Tarrant, saldırı öncesi yayınladığı 70 sayfalık nefret bildirisinde, Müslümanların planlı ve çok çoğalarak Hristiyanları yerlerinden ettiğinden şikayet ederken, göçmen politikaları sebebiyle Merkel’i eleştiriyor. Müslüman ve göçmen bir ailenin oğlu olarak Londra’da Belediye Başkanı olan Sadık Han’da bu nefretten payını alanlar arasında.

Saldırganın Türklere ayırdığı bir bölüm de var. Daha önce Türkiye’ye geldiği tespit edilen teröristin “Türklere” başlığı ile yazdığı bölümde, “ Topraklarınızda huzur içinde yaşayabilirsiniz, size zarar gelmeyecek. Boğaz’ın Doğu yakasında. Ama Boğaz’ın Batı yakasında bir yerde yaşamayı denerseniz, Avrupa’ya gelirseniz sizi öldüreceğiz. Konstantinopolis’e gelir, tüm cami ve minareleri yıkarız. Ayasofya minarelerden kurtulacak ve Konstantinapol hak edildiği gibi tekrar Hristiyan şehri olacak.” diyerek içindeki nefreti gösteren teröristin, saldırıyı gerçekleştirdiği silah üzerinde yazdığı Türkleri ve Müslümanları hedef alan ibareler de oldukça dikkat çekti. Saldırganın öfkesini, yaptıklarını ve zihniyetine baktığımızda millet olarak ne gibi bir tehdit ile karşı karşıya olduğumuzun farkına varmalı, geleceğin dünyasında var olabilmek adına “Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır” düsturuyla hareket etmeli ve bu bilinçle çalışmalıyız. Bu sözlerden şüphesiz en çok ders çıkarması gerekenler kendi hırslarını ve arzularını milletimizin ve ülkemizin menfaatlerinden üstün görenlerdir.

Saldırı sonrası birçok dünya liderinden olayı kınayan, bir terör saldırısı olarak ifade eden ve Müslümanlara destek veren mesajlar gelse de, gelecek adına endişe verici bir durumla karşı karşıyayız. Avrupa’da gittikçe artan yabancı karşıtlığı, göçmen sorunu, aşırılıkçı partilerin oylarında yaşanan artış, ABD Başkanı Trump’ın göçmenler üzerine uyguladığı politikalar, PEGIDA hareketi gibi akımlar, küresel ekonomik sorunlar ve artan terör olayları dünya milletleri arasında yaşanan kutuplaşmayı ciddi oranda derinleştiriyor. Gelecek adına küreselleşme ile birbirine bu kadar yaklaşan ve kozmopolit bir hal alan dünyanın birçok şehri için ırkçılık, dikkat edilmesi gereken en büyük küresel tehditlerden biri. İnsanlık olarak sağduyuyla hareket etmeli, acılarımızı yarıştırmadan ve karşılaştırmadan insani değerlerle olaylara bakmamız ve değerlendirmemiz gerekiyor. Dünya liderlerinin de sözlerinin yanında icraatları ile de bu olayı kınaması ve Charlie Hebdo saldırısında olduğu gibi ortak bir duruş sergilemesi de Müslümanlar için oldukça önemli.

Saldırıda dün itibariyle hayatını kaybedenlerin sayısının 50’ye çıktığı, yaralı sayısının ise 47 olduğu belirtiliyor. Tüm insanlığın başı sağ olsun.

%d blogcu bunu beğendi: