Göklerin Kızı Sabiha

 

Çok küçük yaşlarda hem annesini hem babasını kaybetmişti. Yetimliği fazlasıyla hissetmiş ve o ailesinin acısını hep kalbinde yaşıyordu. Yetimhanede yetişebilirdi ancak abisi Neşet kardeşinin bakımını üstlendi. Abisi varken yetimhaneye gitmesinin de bir anlamı yoktu tabi. Sabiha doğduğunda babası Edirne defterdarıydı. Ancak Jön Türk olması nedeniyle Bursa’ya sürülmüş ve orada Vilayet Başkâtipliği görevini yapmıştır. Babası Jön Türk olan bir ailenin soyu da doğal olarak Türk’tür. Sabiha Gökçen ERMENİ değil TÜRK vatandaşıdır.

Osmanlı kozmopolit bir yapıya sahipti. Dolayısıyla Osmanlı Devleti’ne mensup kişilerin Türk, Kürt, Çerkez, Rum, Ermeni gibi etnik kökenlerinin olmasının hiçbir önemi yoktu. Ülkesine ihanet etmeyen her bir birey Osmanlı vatandaşıdır. Bu topraklar Türk olsa da olmasa da nice kahramanları bağrında yetiştirmiş ve yaşadığımız bu topraklar nice şehitlerin kanıyla sulanmıştır. Ancak Sabiha Gökçen ismini karalamak için ne yazık ki birçok spekülasyonlar ortaya atılmıştır. Ermeni olması ya da yetimhanede yetişmiş olması bunlardan birkaçıdır.

Sabiha Gökçen, daha çocukluk yıllarında I. Dünya Savaşı’na tanıklık etti. O yılları gören bir çocuk; üzerine de milli mücadele yıllarını görünce, zaten yetim olan bu kızımız, otomatikman çocukluğunu, gençliğini yaşamadan hayata atıldı. Atatürk’ün Bursa ziyaretinde henüz 12 yaşındayken yaşıtlarından beklenmeyecek bir kararlılıkla, ne yaptı etti Atatürk’e ulaştı ve okumak istediğini söyledi. Sabiha Gökçen’in hayatını öğrenen ve maddi imkânlarının yetersiz olduğunu gören Atatürk, Sabiha Gökçen’in gözündeki ışığı görür ve onun daha iyi yerlere gelmesi gerektiğini düşünür. Çözüm olarak ise; abisinin onayıyla Sabiha’yı evlatlık edinir ve Ankara’ya götürür.

Sabiha için hayat şimdi yeniden başlıyordu…

1934 yılında soyadı kanununun hayata geçirilmesiyle Sabiha’ya Atatürk tarafından GÖKÇEN soyadı verildi. Bu soyismin anlamı göklere bağlı olması ve her ne tesadüfse Sabiha Gökçen, bundan 1 yıl sonra Türk Hava Kurumu’nun Türk Kuşu Sivil Havacılık Okulu’na girdi. Sonrasında ise; Ankara’da yüksek planörcülük brövelerini aldı. Daha sonra yüksek planörcülük eğitimini tamamlamak için 7 erkeğin içinde tek kız olarak Kırım’a gönderildi. Bu eğitimi Koktebel Yüksek Planör Okulunda başarılı bir şekilde tamamladı.

Gün geçmiyordu ki Sabiha’nın uçma hayali son bulsun. Kararlılığı gözlerinden okunan bu kızın daima arkasında olan Mustafa Kemal, Eskişehir Havacılık Okulu’nda özel uçuş eğitimleri almasını sağladı. Burada yapmış olduğu av ve başarılı görevler neticesinde İLK Kadın Savaş Pilotu unvanını aldı.

DERSİM OLAYLARI

Dersim olayları boy göstermişti. Sabiha Gökçen kendi rızasıyla Dersim olaylarına katılmak istedi. Ancak Atatürk olası bir aksi durumda Sabiha Gökçen’in rehin alınmasından çekiniyordu. Çünkü Dersim İsyanı Türkiye Cumhuriyeti’ne, Türkiye Cumhuriyeti’nin mevcut yapısına yani kısacası devlete yapılan isyandı. Daha yeni yeni sistemin oluştuğu bir ortamda Atatürk’ün manevi kızının rehin alınması halk üzerinde ciddi olumsuzluk oluşturabilirdi. Sabiha Gökçen bunun bilincindeydi ve Atatürk’e: “Ben onlara canlı teslim olmam” dedi. Bunun üzerine Atatürk kendi silahını kızına vererek; “Eğer senin şeref ve haysiyetine dokunacak bir olayla karşılaşırsan bu silahla ya karşındaki ya da kendini vur” dedi. Dersim’de kendisine verilen görevleri başarılı şekilde ifa eden ve aynı zaman da Türk Hava Kurumu’nun eğittiği ilk kadın savaş pilotu olması nedeniyle kendisine Murassa(İftihar) madalyası verildi.

Yıllar sonra Sabiha Gökçen’e Dersim olayları ile ilgili soru yöneltildiğinde, Sabiha Gökçen çok net bir şekilde şunu demiştir: “Ben bir askerim ve bana ne görev verildiyse onu yaptım.”  Çünkü askeriyenin en temel dayanağı mutlak itaattir…

1937 yılına gelindiğinde Fransızlar’ın, Hatay’ı Suriye’ye devredeceği söylentileri Ankara’nın en önemli gündemi haline geldi. Atatürk’ün emriyle Sabiha, Fransız elçisinin önünde havaya üç el ateş etti ve kararlı şekilde “Hatay’ın vatana katılması için gerekirse silahlanırız” dedi. Yaşanılan bu olayın ardından yine Atatürk’ün emriyle Sabiha tutuklandı ve mahkemeye çıkarıldı. Yasa gereği bir gün hapis yattı. Atatürk’ün planı tutmuştu ve Fransızlar’a gerekli gözdağı verilmişti. Turgut Özakman’ın Şu Çılgın Türkler kitabında söylediği gibi; “Dünyanın hiçbir kadını, ‘Ben vatanımı kurtarmak için Türk kadınından daha fazla çalıştım’ diyemez…”  sözü bir kez daha Türk kadınının önemini gözler önüne sermektedir.

1938 yılında, beş gün süren Balkan turuna tek başına çıkan Sabiha, artık tüm dünyada ‘Göklerin Kızı’ olarak ün saldı. Ardından Türk Hava Kurumu Türkkuşu’na başöğretmen olarak tayin edildi. Amacı ise kendi gibi cesur pilotlar yetiştirmek…

Kariyeri boyunca pek çok ödül alan Sabiha Gökçen, 1996’da Amerikan Hava Kurmay Koleji “Kartallar Toplantısı’na onur konuğu olarak katıldı ve son uçuşunu burada 83 yaşındayken Falcon 2000 uçağıyla gerçekleştirdi. Bu toplantıda “Dünya tarihine adını yazdıran 20 havacıdan biri” ödülünü aldı. Üstelik bu ödüle layık görülen ilk ve tek kadın havacıydı.

Hayatı boyunca 22 değişik hafif bombardıman ve akrobatik uçakla uçuş yapmıştır.

Ödülleri:

Türk Hava Kurumu’nun bir numaralı Övünç Madalyası ve beratı

Yugoslav Ordusunun en büyük nişanı olan Beyaz Kartal Nişanı ve ordu brövesi

Romanya Ordusu Havacılık Brövesi

– Trakya ve Ege Manevraları’ndan dolayı verilen hatıra madalyalar,

Türk kadınının seçme ve seçilme hakkı kazanmasının 50. yılında TBMM’deki törende verilen mesleklerinde öncü kadınlar plaketi,

 Selçuk Üniversitesi’nin fahri doktorluk payesi,

Türk Hava Kurumu tarafından 1989 yılında verilen altın madalya,

– 1991’de Uluslararası Havacılık Federasyonu’nun havacılığın bütün dallarında üstün başarı gösteren havacılara verdiği FAI altın madalyası

– 1996’da ABD’nin Maxwell Hava Üssü’ndeki törende “dünya tarihine adını yazdıran 20 havacıdan biri” ünvanı

 Ordu, çeşitli dernek ve kuruluşların verdiği 28 adet plaket.

Sabiha Gökçen 3 Mart 2001 yılında 88 yaşında Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hastanesi’nde hayata gözlerini yumdu. Geriye başarı ve zaferle dolu, tüm dünyaya özellikle de kadınlara ilham olan bir yaşam bıraktı…

Yazımı, Türk tarihinde önemli bir yere sahip olan Halide Edip Adıvar’ın “Dağa Çıkan Kurt” adlı kitabında geçen şu alıntıyla noktalamak istiyorum.

Bazen gökler karanlık; mezarın genç kalbinin hasret çektiği sevgili hatıralarla buraları yadırgar, eziklik duyarsa o zaman kurtuluşu uğrunda kanını akıttığın bu diyarda senin için hatırasında bir ana köşesi saklayan bir Türk Kadını olduğunu hatırla! ve mezarında beşiğinde yattığın günler kadar rahat uyu!..

İYİKİ DOĞDUN SABİHA GÖKÇEN

SAYGI, ÖZLEM VE MİNNETLE…

%d blogcu bunu beğendi: