İran’a Petrol Ambargosu Ekseninde Türkiye

 

Türkiye, belki de son çeyrek yüzyılın ekonomi ve politika konusunda en zor sınavlarından birini vermektedir. Geçtiğimiz iki yıllık süreçte ABD ile artan çatışma ortamı hem politik hem de ekonomik anlamda baskıların artmasına sebep olmaktadır. Türkiye halihazırda Rusya’dan alınacak S-400 Hava savunma sistemi ile başlayan stratejik bir krizin eşiğindedir. Bu durum F-35 savaş uçaklarının alınması ile ilgili olan anlaşmayı da tehlikeye atmaktadır. Bundan sonraki süreçte dikkatle takip edilmesi gereken konuların başında gelen ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırım muafiyetinin bitmesi ise, biraz önce bahsettiğim konu ile yakından ilgilidir.

Dünya üzerinde ekonomik parametreleri en derinden etkileyen petrol arz ve talep dengesi, son günlerde yaşanan siyasi söylemlerle birlikte bir kez daha karmaşaya sebep olmuştur. Bu kaotik ortam İran ile petrol ticareti bulunan ülkeleri en derinden şekilde etkilemesi beklenmektedir.

3 Aşamada Bu Duruma Nasıl Gelindi?

  1. ABD’nin İran petrolüne ilk yaptırım ve ambargo kararı 2011 yılının son çeyreğinde gelmişti. Yaptırım kararından önce günlük petrol üretimi 3,6 milyon varil olan İran, yaptırım kararından sonra günlük petrol üretimini 2,6 milyon varile düşürdü. Bu durum küresel ölçekte petrol fiyatlarının artmasına neden olmuştu. Petrol fiyatlarının artışı ABD’nin savunma harcamalarında artışlara neden olmuş, bu durumdan etkilenen yine Obama yönetimindeki ABD olmuştu.

 

  1. 2011’den sonra Ortadoğu’da özellikle DAEŞ gibi bir terör örgütüyle mücadelesi devam etmekte olan ABD için savunma harcamalarının azaltılması için petrol fiyatlarının düşürülmesi gerekiyordu.

 

2015 yılında Barack Obama yönetimi tarafından en mantıklı yöntem olarak ise İran ile Nükleer anlaşma ve yaptırımların kaldırılması masaya kondu. Birleşik Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) adı verilen anlaşma, İran’ın nükleer silah üretimini tamamen yasaklanıp denetlemeye tabi tutacak, elindeki rezervler ise mevcut İran hükümeti tarafından 15 yıl boyunca diğer ülkelere ihraç edilecekti. Bu anlaşmadan sonra İran’ın günlük petrol üretimi 3,7 milyon varile yükseldi.

  1. Ancak 2016 yılından sonra başa gelen D. Trump yönetimi bu anlaşmayı beğenmedi. Çünkü Çin ile başlayan küresel ekonomik savaşlar ve Suriye’den askeri geri çekme planları ABD’nin savunma harcamalarını azalttı. Ortadoğu’da petrole daha az ihtiyacı bulunan ABD etkisini, İran ile petrol ticareti bulunan ülkelerin üzerinden göstermeye niyetliydi. Bunun için 2018 yılında yaptırımlara geri dönüleceğini beyan etti. Bu bildiriden sonra İran ile anlaşması bulunan ülkeler etkilenmeye başladı.

ABD özellikle yaptırımlardan etkilenecek 8 ülke belirledi. Bu ülkeler Çin, Hindistan, Japonya, Güney Kore, Tayvan, Yunanistan, İtalya ve Türkiye’dir. ABD’nin burada vermek istediği mesaj çok açıktır. Çin ile yapılan karşılıklı ekonomik savaşın bir getirisi olmadığını gören Trump yönetimi, bu sekiz ülke ile birlikte özellikle Çin’i ve diğer politik sorunlar yaşadığı ülkeleri tehdit etmek istemektedir.

 

                Rusya Açısından

İran’a getirilecek ambargo kararı Amerikalı yöneticileri de ikiye bölmüş durumda. Çünkü bu durum, en çok Rusya tarafına yarayacaktır. İran’a uygulanacak ambargo küresel ölçekte petrol fiyatlarının yükselmesine neden olacak, bu sayede Rusya’nın ihraç ettiği petrol de değerlenecektir. Bu durum Rusya’nın devlet gelirlerini artıracaktır. Çin’in küresel ve İran’ın bölgesel etkinliğini azaltma girişimi, Rusya’nın yükselişiyle sonuçlanacaktır.

 

ABD Açısından

İran’dan ithal ettiği 800,000 varil petrolün yerine Suudi Arabistan’dan petrol almak isteyen ABD, Suudi Arabistan tarafından gelecek hamleye göre hareket edecektir. Çünkü ülke ekonomisini petrol gelirlerine göre düzenleyen Prens Selman, petrol üretimini artırırsa fiyatların düşeceğinden kuşkulanıyor. Bu yüzden bekleme konumuna geçen Suudi yönetimi ABD’nin süreç içerisindeki konumuna göre hareket etmek istiyor. Suudi Arabistan’ın belirsizliği ABD tarafından da şüphe ile karşılık bulurken, 2 Mayıs’ta son bulan sekiz ülke için muafiyet durumunun, edinilen bilgilere göre 3 ay daha uzatılması gündemde.

 

İran Açısından

                Bu yaptırım kararının en büyük nedenlerinden birisi ise Ortadoğu’da ve özellikle Suriye’deki İran etkinliğinin sonlandırılmak istenmesidir. Ancak İran bunu kabul etmeyip, çatışma durumuna bile hazır görünüyor. Yaptırım kararından sonra açıkladığı, Hürmüz Boğazı’nı savaş gemileriyle kapatma söylemi, ABD’ye karşı atılmış en somut adımlardan birisidir. Son zamanlarda yapılan açıklamalara göre, muafiyetlerin bitmesi ile İran’ın zenginleştirilmiş uranyum kapasitesini artıracağı görülmektedir. Yaptırımlardan ekonomik olarak derin şekilde etkileneceğini bilen İran, muafiyeti biten diğer 8 ülkenin alacağı pozisyona göre hareket etmesi beklenmektedir. Aynı zamanda İran’ın gireceği ekonomik zorluk, bölge ülkeleri arasında da gücünü zayıflatacaktır. Özellikle Rusya’nın İran üzerinde daha egemen olduğu bir süreç izlenebilir.

En önemli soru: Türkiye bu süreçten nasıl etkilenir?

                2 Mayıs’ta İran ile petrol anlaşması muafiyeti biten bir diğer ülkede Türkiye. Türkiye, 2018 yılında toplam petrol ithalatının %23,83’ünü karşılayan İran’a alternatif olarak başka kaynaklar aramaktadır. 2018 Ağustos ayında Trump yönetimi tarafından tekrar ambargoların uygulanacağı kararı, Türkiye’nin İran’dan alınan petrolü sistematik olarak azaltmasıyla sonuçlanmıştır. İran’dan alınan petrole en büyük alternatif ise Irak petrolü olarak görülmektedir.

Ancak bu dönemde Türkiye’nin büyük bir sıkıntıya gireceği tahmin edilmektedir. Son aylarda yakıta gelen zamlarla sesini duyuran bu süreç, yaz aylarında daha çok kendisini hissettireceğe benziyor. Çünkü Türkiye’nin rafinaj kapasitesini elinde bulunduran TÜPRAŞ’ın teknoloji uyumluluğu İran petrolüne göre ayarlanmış durumda. İran petrolü, Irak ve Suudi Arabistan petrolüne göre daha sert yapıda. Değişen tedarik zinciri ile teknoloji yapısının da değişmesi gerekmektedir. Bu durum da enerji konusunda maliyetlerin artmasına sebep olacaktır.

Diğer bir boyutu ise Suriye’de devam eden çatışmalara yönelik. Münbiç’e bir askerî harekât hazırlığında olduğunu söyleyen Türkiye’nin bu süreçle birlikte Münbiç’e yönelik bir harekatta bulunması ihtimali artık görünmüyor. Çünkü petrol fiyatlarının artmasıyla birlikte harekâtın icrası ekonomi üzerinde daha fazla yük demektir. Türk ekonomisinin kötüye gittiği şu günlerde, Türkiye böyle bir yükün altına girmeyecektir. Ayrıca devam eden S-400 ve F-35 krizleri de askeri harekatın yapılmasını zorlaştırmaktadır. Türkiye Münbiç’e bir harekât düzenlemek istiyorsa öncelikle bu krizleri atlatmalıdır. Sonrasında ise ABD’nin Patriot Füze sistemlerini Türkiye’ye satmayı diretmesi tahminlerimiz arasında. ABD bu koşul ile, “Münbiç’e girebilirsin ama Patriot’ları almak zorundasın.” imajı yaratabilir. Bu durum politik ve ekonomik anlamda Türkiye’yi daha içinden çıkılamaz bir hale getirecektir.

Geçtiğimiz ay, ABD’ye giderek D. Trump ile görüşen Bakan ALBAYRAK’ın, muafiyetler konusunda Türkiye’nin alternatif görüşmelere açık olduğunu aktardığı aldığımız bilgiler arasında. Ancak S-400 krizinin devam etmesi, alternatif görüşleri zora sokmaktadır hatta Türkiye üzerinde ek tedbirler alınmasına neden olacaktır.

ABD’nin bu yönde atacağı ek tedbirlerden birisi ise F-35 savaş uçağı programından Türkiye’yi çıkartmak istemesidir. ABD Temsilciler Meclisi’ne bu konuda bir tasarı sunulmuştur. Tasarıya göre F-35’lerin Türkiye’ye transferinin sınırlandırılması amaçlanmaktadır. Kongre üyesi M. Turner “Türkiye, Rusya Federasyonu ile ilişkileriyle F-35 programındaki ortak statüsünü tehlikeye atıyor. F-35’teki yüksek taktiksel kapasitemizin yanlış ellere düşmesini engellemek zorundayız. Türkiye’yi Rus S-400’lerini alma kararını yeniden gözden geçirmeye çağırıyoruz.” sözlerini kullanmıştır.

Tüm bu gelişmeler politik eksende İran’a uygulanan ambargo kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Türkiye’nin Rusya ile iş birliğinden rahatsızlık duyulması neticesinde, İran’a yaptırım kararı Türkiye’nin de dahil edildiği ülkeleri etkileyecektir.

Türkiye, S-400’leri almamış olsaydı, Münbiç üzerinde bir harekât planlamasaydı, Suriye konusunda Astana Görüşmeleri’ne katılmamış olsaydı, yine de ABD Türkiye’yi ambargodan etkilenecekler listesine alır mıydı?