Onun Seni Sevesi Yokmuş

 

Çok ufak şeylerden, insan sevilip sevilmediğini anlıyor. Artık ellerini eski yerlerine yerleştirmiyor, adımları senden uzağa giderken daha uzun mesafe kat ediyor.

Geçenlerde çok seven bir abinin,

“Aşk gurursuzdur kızım, aşk, asırda birdir. İnsan tuttu mu sarılmalı, aşk yücedir,” deyişine denk gelmiştim. Hep gittiğim bir yerde çalışıyor, dişlerini yaptıracak, ağrıyı kessin diye rakı içiyor, kafa gitmiş biraz.

Devam ediyor,

“Bak, kanser, ölüm, insanlığın yakınıp çaresini bulamadığı dertler, nasıl aşkla geçiyor, okudun mu sen hiç?”

Abinin, lisede sevdiği kız, üniversitede kendini asmış. İki sene kadar ilişkileri olmuş, sonra hayat ikisini de farklı yerlere savurmuş. Abi çok sevmiş sevmesine ama, “valla yaşamadım desem yalan olur, en deli gümlerimdi, göremedim onu,” diyor.

Koskoca adamın gözleri dolu dolu oluyor.

“Bir gün uyanıyorsun yok. Şimdi. Bak, var mı senin sevdiğin kızım?” diye soruyor dizime dokunarak. Ben intihar lafından sonra kaskatı kesilmiş halimle, biraz gözlerim dolarak “var” diyebiliyorum.

-o da seni seviyor mu?

Cevap vermedim, dudağımı büzüp gözlerimi kaçırdım ağlamamak için, gülerek omzuma dokundu,

“Sen sev.

Ne dedim ben, he işte, bir gün uyanıyorsun yok. Arasan açan, yazsan okuyan yok. Aşk gurursuzluktur diyorum ya, bu yüzden işte.

Ben çok gittim sonra yanına, da göremedim hiç onu,” diyor. Zaten yıkılmışım ben, sevgiye ölüm karışmasından korktuğum kadar hiçbir şeyden korkmuyorum, bir de şimdi bu, günlerce aklımdan çıkmayacak ve mıh gibi kazınacaktı zihnime.

“Annesi sevmezdi beni. Babası bilmezdi. Serserinin tekiydim, içerdim, üzerdim ağlatırdım onu. Ne de olsa yanımda diye, yarın ertesi gün gönlünü alırım diye, hiç umursamadım onu kızım.”

,

“Gittiğinde gönlünü alamamıştım.”

Hayatımda en korktuğum şeydi bu. Ve ne kadar ağırdı, bunu yaşamanın nasıl hissettirdiğini hiçbirimiz yaşayana kadar anlayamayız.

Abiyle beş sene kadar bir geçmişimiz vardı. Seneler önce bir t-shirt almıştım ondan ve geçen aylarda muhabbet kurmuştuk ilk kez. Hayatımda tanıdığım en iyi insanlardan biri olmuştu hemen. Sevgi doludur, sinirlidir ama şefkatlidir hep. Kaskatıdır.

Diyecek bir şeyim kalmayınca, sormak istedim.

“Şimdi nasılsın abi, iyi misin, unutuluyor mu?”

O an vereceği cevaptan korkup birkaç soru arka arkaya sordum aslında. Not aldığım kısımlar dışında her şey net değil.

“Şimdi evliyim. On seneyi geçti. İki oğlum var, (birini işaret parmağıyla gösteriyor, tebessüm ediyor)

Geçiyor  mu?  Ne bileyim ben geçiyor mu… ne zaman hatırlasam onu sorarım kendime devam etseydik ne olurdu diye. Seviyorum karımı, çok seviyorum da… içimde bir yerlerde birine daha aşığım, nasıl anlatıyım…”

“O öldü ama içimde hala yaşıyor. Kocaman kadın oldu,” diyor, ben gerçekten bitiyorum.

Ellili yaşlara varmış bir adam, bir kadın, iki çocuk, bir ölü. Ne yaptıysa zamanında, sürekli “pişman olsan da geç…” diyor. Kendini affedemiyor.

Bu yazdığım, beni çok etkileyen her şeyi, yanından çıkar çıkmaz not almıştım yazıya dökersem aynı aktarmalar olsun diye.

Ve hep kararsız kalmıştım acaba yazsam mı yazmasam mı diye, böyle bir şey nasıl yazılır bilememiştim biraz da, korkmuştum.

Tam giderayak birkaç öğüt duydum ondan. Ölsem de unutmam.

“Seni sevmiyor değil mi?” diye sordu. Sormasaydı keşke. Yüzüme tokat gibi çarptı. İnsan böyle bir şeye nasıl evet der? Ya da böyle bir acının yanında nasıl kendi acını anlatasın?

Ben yaptım dedim, beni sevmemesine ben neden oldum, hatalar yaptım, kalp kırdım, görmedim onu gibisinden arka arkaya bir sürü hatamı sıraladım. Bana döndü, çok ciddi bir ifadeyle,

“İnsan sevdikten sonra, isterse sevdiğinin sırtına bıçağı sapladığını bilsin, görsün. Bıçağını da sever. Onun seni sevesi yokmuş,”

Daha da ne bir şey diyebildim, ne bir şey dedi. Konuştukça doldurduğu rakısından içti, yine ister misin bakışı attı birkaç kez, ama kimse gidene kadar konuşmadı. “Kalkayım abi saat on oldu ev uzak,” dedim, “valla benim saatim işlemiyor,” dedi, güldü ağzındaki iki üç dişiyle. Sarıldık vedalaştık.

Tüm İstiklal, otobüsüme varana kadar aynı cümleler yankılandı beynimde.

“Gittiğinde gönlünü alamamıştım,”

“Keşke o zamanlar onu görseydim,”

“Öldü de, içimde bir yerlerde kocaman kadın oldu,”

“Hayatta kalmak işkenceydi de ölemedik işte biz,”

“Onun, seni sevesi yokmuş.”

Çok sevdiğim bir insanın vesilesiyle okuduğum ve aşırı hoşuma giden bu yazıyı sizlerle paylaşmak istedim.  Yazıyı kopyalamışım lakin kaynağını kaydetmeyi unutmuşum araştırmalarım sonucunda da maalesef ki kaynağa ulaşamadım, şimdiden affola… Yazan kişi yazısının daha fazla kişiye ulaşmasında beis görmeyeceğini umuyor, yazıyı siz değerli okurlarımızın beğenisine sunuyorum.

 

%d blogcu bunu beğendi: