Doğu Akdeniz’de Enerji Krizi

Doğu Akdeniz’de son yılların belki de en gergin günleri yaşanıyor. Türkiye’nin bölgeye 4 Mayıs 2019 tarihi itibariyle Fatih Sondaj Gemisi’ni göndermesi ile başlayan gerilim, AB ve ABD tarafından yapılan açıklamalar ve bölgede bulunan Türk gemilerine Rumlar tarafından takınılan tutum sebebiyle tırmanıyor. Peki Doğu Akdeniz’de tırmanan “Sondaj Gerilimi” ne anlama geliyor? Bölgedeki doğal kaynakların paylaşımı büyük bir savaşa yol açabilir mi? Türkiye hakkına düşen payı elde edebilecek mi?

1,7 milyar varil petrol ve 122 trilyon fit küp gaz

ABD jeoloji araştırmalarına göre, bölge 1,7 milyar varil petrol ve 122 trilyon fit küp gaz potansiyeline sahip. Bu potansiyel enerji politikaları açısından dışa bağımlı olan AB ve Türkiye için hayati öneme sahip. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki bu kaynaklardan hakkını alabilmesi enerjide dışa bağımlı olmaktan kurtulması anlamına geliyor. Aynı koşul AB ve Rum tarafı için de geçerli.

Son yıllarda komşu ülkelerde yaşanan olaylar dikkat çekiyor

Doğu Akdeniz’deki enerji rezervlerinin büyüklüğünün 2000’li yılların sonlarına doğru fark edilmeye başlanmasıyla, bölge ülkelerindeki siyasi hareketlilik arasındaki doğru orantı göz ardı edilmemesi gereken önemli bir nokta. 2010 yılında “Arap Baharı” olaylarının patlak vermesi sonucu Mısır ve Libya’da siyasi denge bozulmuş ve Mısır’da Türkiye’ye yakınlığı ile göze çarpan Mursi yönetimi darbe ile devrilmişti. Suriye’nin iç savaş sebebiyle etkisiz hale gelmesi ve Lübnan’ın da baskı altına alınması ile bölgede Avrupalı ve İsrailli enerji şirketleri daha etkin hale gelmiş, Mısır da Sisi yönetimiyle Rum tarafının yanında yer almaya başlamıştır.

GKRY(Güney Kıbrıs Rum Yönetimi)’nin Tek Taraflı Yürüttüğü Münhasır Ekonomik Bölge Politikası

GKRY’nin 2007 yılında Türkiye’nin ve KKTC’nin tüm itirazlarına rağmen uluslararası hukuka aykırı olarak tek taraflı bir şekilde ilan ettiği Doğu Akdeniz’i 13 parsele ayıran ve uluslararası şirketlere kiralamayı öngören “Münhasır Ekonomik Bölge Planı” Doğu Akdeniz’deki sorunun temel kaynağı. Rumların AB üyesi olması sebebiyle AB’den destek görmesi ve İsrail’in sahada olması yüzünden ABD’den de destek görmesi bu hukuksuz anlayışlarında dayatmacı olmalarına sebep olan en önemli etken. Bu çerçevede bölgede sondaj yapma hakkı kazanan uluslararası şirketler arasında bulunan İtalyan ENI şirketi, Türkiye’nin de hak talebinde bulunduğu sözde 6 numaralı parselde 2018 yılında 170 ile 230 milyar metreküp miktarında doğal gaz yatağına ulaşmıştı. Şirketin çalışmalarını Türkiye tarafına doğru ilerletmesi sonucu duruma müdahale eden Türk donanması çalışmaların durmasını sağlamıştı. Türkiye, Rum tarafının 1, 4, 5, 6 ve 7 numaralı sözde parsel bölgeleri için kıta sahanlığı ile ya da deniz yetki alanı ile çakışması sebebiyle hak talebinde bulunuyor.
Türkiye’nin de bölgede Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) Şirketi ile dahil olduğu sondaj ve sismik arama faaliyetlerinde, ABD’li Exxon Mobil ve Nobel, Fransız Total, İtalyan Eni, Güney Koreli Kogas, Katar Petroleum, İngiliz BG ile İsrailli Delek ve Avner şirketleri de yer almaktadır. Kıbrıs’ın tarihten günümüze gelen siyasi statü sorunu ile beraber düşünüldüğünde bölgede bulunan enerji kaynaklarını arama-tarama faaliyetleri oldukça karmaşık bir hâl almış durumdadır.

Türkiye Hakkını Alabilecek Mi?

Türkiye’nin bölgede yaptığı son hamleler oyuna dahil olduğunu gösteriyor. Bölgede “Barbaros” ve “Oruç Reis” gemileri sismik arama tarama faaliyetleri yaparken yine Donanma kontrolünde “Fatih” gemisi sondaj faaliyetleri yapmaktadır. Önümüzdeki aylarda ise “Yavuz” isimli Türk gemisi ihtilaflı bulunan sözde 6 numaralı parselde sondaj faaliyetlerine başlayacaktır. ABD ve AB ile karşı karşıya kalınsa da uluslararası hukukun Türkiye’den yana olması ve bulunması muhtemel rezervlerin Avrupa’ya taşınması noktasında bölgedeki istikrarlı yapısıyla en güçlü adayın da yine Türkiye olması ülkemizin elini güçlendiren hususlar. Türkiye’nin Rusya’yı dengeliyici unsur olarak kullanmak zorunda kalacağı göz önünde bulundurulduğunda vereceği tavizlerin boyutları da önemli olacaktır. Ayrıca Suriye’de Rusya ile beraber izlenecek konular ve S-400 füzelerinin alımı konusunda izlenecek politikalar da belirleyici hususlar olacaktır. Türkiye’nin sonuç olarak herhangi bir destek almadan Doğu Akdeniz’de yürüteceği başarılı sondaj çalışmaları ise uzun vadede ülkemize çok büyük fayda sağlayacaktır. Bölgedeki menfaatlerin paylaşımında mevcut siyasi konjonktür sebebiyle ve her iki tarafın NATO üyesi olması sebebiyle topyekûn savaş günümüz için uzak bir ihtimal olarak gözükmekle birlikte, Türkiye’nin şu an için takındığı tutum tüm seçeneklerin masada hazır tutulduğu yönünde gözükmektedir.

Kaynakça

https://ankasam.org/turkiyenin-dogu-akdeniz-hamlesi-sondaj-krizi/ (https://bit.ly/2QGwCyZ)
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/egeden-sonra-akdenizde-de-kriz-40737888 (https://bit.ly/2MkFZWg )
https://tr.euronews.com/2019/05/23/gorus-yeni-bir-kriz-ve-mucadele-alan-dogu-akdeniz ( https://bit.ly/2WeBGAv )
https://tr.sputniknews.com/analiz/201810101035603857-turkiye-dogu-akdeniz-sondaj-kibris-ankara-ab-/ ( https://bit.ly/2HJEqwM )

https://tr.euronews.com/2019/05/10/turkiye-nin-dogu-akdeniz-deki-sondaj-faaliyeti-rusya-ile-iliskilerini-nasil-etkiler-kibris ( https://bit.ly/2EGwV80 )
( https://bit.ly/2EGwV80 )

%d blogcu bunu beğendi: