Küreselleşme: Para, Teknoloji, İdeoloji

Ulaşım sektöründeki gelişmeler, medya ve teknoloji, her geçen gün, dünyamızın biraz daha küçülmesine sebep olmaktadır. İkinci dünya savaşı sonrası hızlı gelişme kaydeden iletişim ve bilgi teknolojileri, ülkeler arasındaki sınırları esnetmiş hatta kaldırmıştır. Ülkeler arası iletişim artarken, bireyler birbirlerine ve kendilerine yabancılaşmakta, böylece ortak bir dünya kültürü ortaya çıkmaktadır. Peki ya küçülen dünyada insanın yeri neresi? Bizler neredeyiz?
“Ne demek bu küreselleşme?” diye sorabilirsiniz. Bazılarımızın aklına ilk, küresel ısınma geliyor. Bazılarımızın aklına küresel para akışı. Bazıları “ya bir şeyler canlanıyor ama tarif edemiyorum” demekle yetiniyor. Mantıken elle tutamadığımız bir kavram olduğu için, tarif edilmesi zor geliyor. Sahi, nedir bu küreselleşme?
Araştırmalar, küreselleşme kelimesinin ne zaman literatüre girdiği konusunda tam bir kanıya varmış değil.  Birçok araştırmacı, küresel kelimesinin yirminci yüzyılın ortalarından itibaren hayatımıza girdiğini düşünüyor. Ancak kanaatimce küreselleşme olgusunu tayin edebilmek için bir zaman dilimi, bir başlangıç noktası vermemiz doğru değil. Bu bakımdan ne 1789 Fransız İhtilali, ne de 350-800 yılları arası Kavimler Göçü’nü küreselleşme olgusunun başlangıcı olarak görmek, mantıklı olmayacak ve bizleri arkası alınmaz bir kısır döngüye sokacaktır. Küreselleşmeyi, zaman kavramıyla aynı paralellikte devam eden, geçmiş ve gelecek adına bir anakronizm oluşturan bir süreç olarak görmek gayet yerinde olacaktır.
Küreselleşmenin ne olduğuna gelin hep birlikte örnekler vermek yoluyla geniş bir perspektiften, Küreselleşmenin neresindeyiz? Küreselleşme bizleri nereye doğru götürüyor? Bundan sonraki hayatımızda bu kavramla birlikte yaşamaya devam edebilecek miyiz? bu soruların cevaplarını bulalım. Biraz daha konuyu açarak, Bugünün dünyasını anlayabilmek ve köklü değişimler yaratabilmek için para, ideoloji ve teknoloji merkezli bakalım.
“Değişmeyen tek gerçek değişimin kendisidir.” Son on yıldır bu cümleyi çok daha fazla duyar olduk. Sürekli bir şeylerin değiştiğini gördük. Dün, bir ülkenin en yakın dostu, bugün en büyük düşmanı oldu. Eskiden maddenin üç hali vardı; katı, sıvı, gaz. Ama artık plazma halinin de eklenmesiyle dört oldu. Yapay zekâ ile geliştirilen robotların hayatımızı yönetmeye başlaması da pek uzak görünmüyor…

Kapitalizmin Küreselleşmesi: Para

Para dediğimiz şey nedir öncelikle buna bakalım. Para, bizim duygusal değerler yüklediğimiz, güven duyduğumuz ve sürekli ihtiyacımız olan şeydir. Bir kâğıt parçasında, bu kadar önemli olan şey güven duygusudur. Güven duygusu bugün ekonomiyi ayakta tutan en önemli değerdir. Piyasalar böyle işler. Siz Türkiye’nin geleceğine inanmazsanız, güvenmezseniz, Türk Lirası sürekli değer kaybedecektir. Güven veren ekonominin kurulmasında en büyük iş, tabii ki o ülkenin yöneticilerine düşmektedir. Kimse, ortada iyimser sonuçlar yokken güven duygusu besleyemez. Piyasaya yatırım yapanlar, geleceğe güvenmezlerse yatırım yapmaktan vazgeçerler. Kaotik, güven duygusundan yoksun bir ortamda kimse yatırım yapmaz. Geleceğin muamma içinde kalması her ülke için negatif bir durumdur.
Para, hayali düzen ile kurulan soyutluğun, kâğıt yoluyla somutlaştırılmasıdır. Hayatımızın neredeyse tamamı hayali düzenler üzerine kuruludur. Biz bu hayali düzenlerin gerçekliğine inanırız ve onlara değerler atfederek hayatımıza girmesini sağlarız. Çevremizde gördüğümüz şirketlerde bu şekildedir. Örneğin, Sabancı Şirketler grubunu düşünelim. Şirket; çalışanlar, yöneticiler, kaynaklar üzerinde yükselir. Ancak baktığımızda bu yapıların hiçbiri doğrudan Sabancı’yı temsil etme kuvvetine sahip değildir. Ya da şirketin üretmiş olduğu Lassa tekerlekleri için aynı şeyi düşünebiliriz. Şirkette çalışan Mehmet Bey de Sabancı Holding’i tek başına temsil edemez. Hepsi birer parçadır, bu parçalar bütünü oluşturur. Sabancı, bizim zihnimizde yarattığımız hayali bir düzenin varlığından ibarettir…
Dünyadaki piyasanın sadece yüzde otuzunda somut para kullanılmaktadır. Küresel piyasanın yüzde yetmişi sanal gerçeklikten ibaret. Çektiğiniz krediler, bankanızdan talep ettiğiniz altın hesabı, dolar ve Türk lirası arasındaki rekabet… Hepsi bizim beynimizde canlandırdığımız hayali düzenle alakalı. Ekonomik krizlerin meydana gelmesinin sebebi de bu. Banka hesabında parası olan bir vatandaş, bulunan tüm parasını çekmek istiyor, ama bankanın elinde o kadar para yok. Ve sonrasında kriz… 2001 Ekonomik Krizi de bu şekilde gerçekleşti.
Yirminci yüzyılın yarısından itibaren küresel şirketler daha çok para kazanmak istediler. Kendi ülkelerindeki yatırımlar yetmedi. Sınırları aşarak diğer ülkelerde de yatırım yaptılar.
Örneğin Alman Mercedes firması Türkiye’de iş gücünü ve coğrafik konumunu kullanmak üzere Aksaray’da fabrika açtı. Bu fabrika hem Türk işçisine istihdam sağlarken, hem de devlete vergiler verilmesini sağladı. Bu şekilde para akışı Almanya’dan, Türkiye’ye doğru aktı. Uzak Doğu Asya’da bulunan Japon Toyota firması, geldi Sakarya’da fabrika kurdu. Uzak Doğu Asya’dan para akışı gerçekleşti. İşte buna küresel para akışı diyoruz.
Şu an dünyanın geneline hakim olan ekonomik sistem: Kapitalizm! Fabrikada emeği sömüren, çalışan kişiyi para karşılığında birer makineye dönüştüren, kısacası tek amacı artı meta üretmek olan sistem. Bu sistemi benimseyenlerde kapitalist…
Bu sayede kapitalist, yeni pazarlar elde etmek için küreselleşmenin yaygınlaşmasını istedi. Kapitalizmin ABD merkezli olması, ABD kültürünün dünyaya yayılmasına sebep oldu. Şu an yaşadığımız dünya, ABD kültürünün bir yansımasıdır. Bu açıdan kapitalizm ve küreselleşme ikiz kardeş gibidirler. Dünyanın küçülmesini isteyen kapitalizmdir. Çünkü sınırların kaldırıldığı bir dünyada daha kolay piyasaya girebilecek ve daha çok fazla para kazanabilecektir. Küreselleşme, kapitalizmin aracıdır.

Küreselleşmenin Lokomotifi: Teknoloji

Avcı toplayıcıydık, dolaştığımız yer en fazla iki kilometre çapında bir ovaydı. Zamanla hayvanları evcilleştirdik, onlarla beraber seyahat etmeyi öğrendik. Dolaştığımız yer beş kilometreye çıktı. “Devlet” diye bir yapı kurduk. Tarih sürecinde tekerleği icat ettik artık diğer yerleşim yerlerine intikal edebiliyorduk. Arabaları geliştirdik, uçakları havalandırdık. Artık gitmediğimiz girmediğimiz yer kalmadı.
Aslında küreselleşme yeni bir kavram değil. Tarih sürecinde sürekli maruz kaldığımız bir gerçeklik. Hatta değişimin ta kendisi. Küreselleşme tarihin ilk başından beri vardı aslında. Ama şu an ki kadar hızlı değildi. İlk insanlar birbiriyle iletişim kuramıyorlardı, birbirleriyle anlaşmaya başladılar küreselleşme arttı. Her yeni bilgi bir kartopu gibi birbirine eklendikçe hızlandı.
Teknoloji alanındaki gelişmeler bütün alanları etkiledi. Fabrikada işçinin emeğini sömüren kapitalist, üretim kapasitesini artırıp daha fazla para kazanmak için yeni makineler satın aldı. Eskiden tarlada insanlar çalışırdı, şimdi traktöre binen bir kişi var. O biri dışındakiler şehre göç etmek zorunda kaldı.
Eskiden külekçilik diye bir meslek vardı. Tahta kova yapımı. Zanaatkâr günde 10 kova yapar sonra satardı. Şimdi öyle mi? Ne tahta kova kaldı, ne onu yapacak usta. Fabrikada günde bin kova üretilir, onlarda tahta değil plastiktir…
Zamanla teknoloji alanındaki gelişmeler bilginin daha hızlı yayılmasını sağladı. Şuan okuduğunuz yazıyı otuz yıl önce olsaydı belki hiçbir zaman okuyamayacaktınız. Belki de ben hiçbir zaman böyle bir yazıyı sizinle paylaşamayacaktım. Bilginin bu denli yayılabilir olması, zamanla bilginin ne kadar önemli olduğunu gösterdi.
Barut, ilk olarak Çin’de MS 142 yılında kayıtlara geçti. Avrupa’ya ulaşması ise bir asrı aşkın bir süreyi aldı. Avrupa ilk kez barutla 1241 yılında, Moğollara karşı yapılan Mohi Savaşı’nda karşılaştı. Şu anla karşılaştırdığınızda inanılmayacak derecede büyük bir zaman.
Diğer bir bakışla, günümüzden örnek verecek olursak; dokuz ülkeyle beraber geliştirilen F-35 savaş uçağının Çin hükümeti tarafından bütün bilgilerinin siber saldırı yoluyla çalınması sadece birkaç ay sürmüştür. Ve Çin’in aynı özelliklerde bir uçak yapması ise sadece 2 yıl…
Bilginin önemli bir değere kavuşmasındaki en büyük gedik elbette ki internetin keşfidir. İnternet sayesinde istediğimiz her türlü bilgiye ulaşabiliyoruz. Kitle iletişim araçlarının çoğalması ile birlikte, internetin kullanılması yaygınlaşmıştır. Bu sayede küreselleşme büyük bir adım atmıştır. Kapitalizmde bundan yararlanmasını bilmiştir.
Zamanla evlerimize giren televizyonlar, ceplerimizi dolduran telefonlar kapitalist yöneticiler tarafından kullanıldı. Televizyonda normal mesajlar yetmedi, bilinçaltına yönelik mesajlar gönderildi. Medya büyük bir silah olarak karşımıza çıktı. Kimin neye ihtiyacı var, onlar için önemli değildi. Onlara para gelsin yeterdi.
Medya sonrasında belirli kültürel yapıları diğer toplumlara enjekte etmek için kullanıldı. Kapitalist itikat para için medyadaydı. Komünist inanç ise ideoloji için meydanlardaydı.
Sonra reklamlar girdi hayatımıza. Algılar değişti. Bir zamanlar balık etli kadınlar daha çok beğenilirken, medyanın dayatmasıyla güzellik algısı değişti. Şimdi ise zayıf kadınlar daha çok beğeniliyor. Neden böyle oldu peki? Çünkü kozmetik sektörünün satmak istediği ürünler bir şekilde kullanılmalıydı.
Keza, sigara da öyle. İlk tanıtıldığında vitamin, bir ilaç olarak çıktı. Sigara kullanmak bir statü meselesiydi ve zenginlerin ağzında görmek mümkündü. Sonrasında erkeklerin arasında yayıldı. Sigara üreticileri baktılar kadınlar kullanmıyor, hemen reklamlarda kadınlar oynatılmaya başlandı. “Güzelim, çünkü içiyorum.” algısını yaratmak pek uzun sürmedi. Sonrasında kadınların sigara içme oranlarında büyük bir artış yaşandı. Hayatımıza insan sağlığını koruma örgütleri girdikten sonra sigaranın zararları ortaya çıktı.

Küresel Paradigma: İdeoloji

Küreselleşme sonunda kapitalizm yüzünden para karşılığı bir maddeye dönen insan, teknoloji ile de geri dönülmez, kaçınılmaz, anomik bir yola girmiştir. Peki, nedir bu anomi dediğimiz kavram?
Anomi; Toplumun bireylerine yetersiz kültürel ve ahlaki rehberlik durumudur. Toplumun bireyleri arasındaki sosyal bağların kopmasıdır.
Yani gelecek nesillere, hayatın nasıl yaşanılması gerektiğini öğretememektir. Toplumun bireyselleşmesidir. Kişinin bir özne olarak, ben olarak ortaya çıkmasıdır. Tanım günümüzün şartlarına o kadar uyumlu ki; ne kültürel değer kaldı, ne yapılan işlerde ahlaki tutum. Sosyal yapılardaki bağlar ise güç geçtikçe zayıflamakta.
İlk olarak rehberlik durumuna bakalım. Burada incelenecek en önemli konu intihar olgusudur. Son yıllarda artan intihar vakaları bunu kanıtlar niteliktedir. Bir insan kendi hayatına neden son vermek ister ki?
Yalnızdır, işsizdir, hayatında artık içinden çıkılamaz sorunlar vardır. İntihar eden kişiyi tekrar hayata kazandırmak toplumun sorumluluğudur. Kişi, derdini, sıkıntısını anlattıkça çözer, oysa artık birbirimizi dinlemez olduk.
Kişi işsizdir. Çünkü kapitalizmin getirdiği teknoloji, onu da işinden etmiştir. Geçim sıkıntısına düşmüş, temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaz hale gelmiştir.
Kişi artık sıkıntıların içinden çıkamamaktadır. Nasıl çıksın ki. Kim birbirini dinliyor artık. Herkeste bir takıntı, bir ciddilik almış başını gidiyor. Bilinmezliklerin içinde yüzen toplum, kendini daha kaotik ve daha korkunç bir yapıya dönüştürmeye devam ediyor. Selfie çekerken gülümsemelerin yerini saniyeler içinde somurtmalar alıyor. Görüntülere daha çok önem verip, maddesel düşünmekten başka bir şey yapmıyoruz…
Tam olarak nerde durmalıyız peki? Bireyselleşmeye devam mı etmeli yoksa geleneksel hayata geri mi dönmeliyiz? Ya da ikisini birden sürdürebilecek miyiz? Bunu kimse bilemez. Teknoloji bizleri zamanla daha çok bireyselliğe götürecektir. Ancak aksi bir durumla karşılaşılmazsa…
Uzayla ilgili araştırmalar devam ediyor. Evrende bizden başka kimse var mı şu an bilemiyoruz. Belki de gün gelecek, bir anda başka gezegenler tarafından tehdit edileceğiz. Bu ortak düşmanımıza karşı hep birlikte olup, ortak bir savaşın içine gireceğiz. Düşmanımızı yenmek için teknolojiyi kullanacağız.
Ya da veba gibi büyük bir salgın hastalık baş gösterecek. Yine bu ortak düşmana karşı tüm farklılıklarımızı bir kenara itip, hep birlikte hareket edeceğiz. Ya da iklimsel dengesini bozduğumuz dünyada, iklim değişikliğine karşı beraber bir tavır ortaya koyacak ve buna göre hareket edeceğiz. Kim bilir…
Küreselleşmenin bizleri getirdiği nokta işte tam burasıdır. Ve daha gerçekleşmemiş birçok karamsarlık durumu daha var. Zamanı gelecek ve belki de hangi milliyetten olduğumuzu unutacağız. Dini ve milli bayramlarımız olmayacak. Bunların yerine Kapitalizmin ortak kültür haline getirdiği sevgililer günü, anneler günü gibi özel günlerimiz kutlanacak. Nasıl bugün her birimiz bir telefona muhtaçsak belki de yarın sürekli beraber olduğumuz, bütün ihtiyaçlarımızı sağlayan bir robotumuz yanı başımızdan ayrılmayacak…

Peki ya ne mi yapmalıyız?

Teknoloji her gelişme kaydettiğinde değerlerimize daha çok sahip çıkmalı ve sarılmalıyız…

 
KAYNAKLAR:

 

http://www.mfa.gov.tr/kuresellesme-yeni-dunya-duzeni.tr.mfa

https://dergipark.org.tr/download/article-file/166370

http://dergipark.ulakbim.gov.tr/bitlissos/article/view/5000093896

https://www.mevzuatdergisi.com/2001/07a/02.htm

http://www.liberal.org.tr/sayfa/kuresellesme-hukuk-ve-turkiye-mustafa-erdogan,242.php

http://www.tasam.org/tr-TR/Icerik/211/kuresellesmenin_boyutlari_ve_etkileri