Boris Johnson: Yeni Düzen mi? Yeni Kurban mı?

Theresa May, İngiltere’nin ikinci kadın başbakanı geçtiğimiz günlerde istifasını verdi.

Muhafazakâr Parti yeni liderini arıyor, aynı zamanda yeni başbakan da bu sayede belli olacak. Ancak İngiltere’nin sorunu başbakansızlık değil, çözümsüzlük. Brexit konusunda anlaşmaya varılamaması, İngiltere Başbakanı Theresa May üzerinde büyük bir baskı oluşturdu. Ne kadar direnmeye, farklı yollarla farklı partilerin desteğini almaya çalışmış olsa da bu çabalar işleri daha kötü hale getirmekten başka bir işe yaramadı. Nihayetinde başka yolu kalmadığını fark eden May istifasını verdi.
Brexit süreci İngiltere’de nelere yol açtı? Ancak bundan önce Brexit süreci nedir sorusunu cevaplayalım. Brexit, Birleşik Krallık olarak bilinen İngiltere, Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda ülkelerinin Avrupa Birliği’nden ayrılmasını ifade eden süreç. Kulaklarımızın aşinalığı 2015’te sürpriz bir şekilde seçimi kazanan Muhafazakâr Partisi lideri David Cameron zamanında başlasa da aslında 1975 yılında ilk ayrılma oylaması gerçekleşti. Ancak o zamanki oylamanın sonucunda %67’lik bir oy yüzdesiyle üyeliğin devam etmesine karar verildi. 2015 yılına kadar da pek konusu açılmadı. 2015 yılında seçimi kazanan David Cameron’un seçim vaadi, Brexit referandumuydu. Egemenlik, ekonomi yönetimi, rekabet ve göç konularından rahatsız olan İngiltere, Avrupa Birliği ile anlaşılamaması halinde Brexit sürecini devreye sokacağını bildiren açıklamalar yaptı. Yapılan müzakerelerde İngiltere’nin istediklerini kısmen elde etmesinin ardından, Brexit’in 21. yüzyıl mimarı David Cameron, referandum öncesinde Brexit karşıtı bir kampanya yürüttü.

23 Haziran 2016’da yapılan referandumun sonucunda %51,9’luk oy oranıyla Avrupa
Birliği’nden ayrılma kararı alındı. Aşırı sağ kesimin açık bir zaferi olan bu sonuç, AB içinde bir sürpriz olmuştu. Bu sonuçların ardından David Cameron istifasını sundu ve yeni başbakanlık koltuğu adayları Therasa May ve Andrea Ledsom karşı karşıya geldi. Theresa May, muhafazakâr partinin yeni lideri ve aynı zamanda İngiltere’nin 2. kadın başbakanı oldu.

Brexit Referandumu’ndan %51,9’luk oy oranı çıkmasıyla beraber İngiltere, AB’den çıkmak için
Avrupa Birliği Anlaşması 50. maddedeki hakkını kullandı ve böylelikle 2 yıllık ayrılık müzakereleri resmen başladı. Ancak Theresa May için işler yolunda gitmemeye başladı, bu süreç içinde gerçekleşen genel seçimlerde parlamentodaki çoğunluğu kaybetti. Yapılan müzakereler sonucunda AB Konsey Başkanı Donald Tusk, Brexit mutabakatını onayladığını duyurdu. AB’nin mutabakatı onaylaması Brexit’i gerçekleştirmeye yetmiyor, Brexit’in İngiltere Parlamentosu’ndan geçmesi gerekiyordu. Üç kere parlamentoya giden teklif, ilkinde tarihi bir farkla olmak üzere üç defa reddedildi. Kıdemli bakanlarının istifa etmesi, parlamentonun Brexit’i onaylamamasının sonucunda çok fazla baskıya maruz kalan “demir lady” Theresa May istifasını sundu. 21.Yüzyıl Brexit’inin ikinci kurban başbakanı oldu.
İstifanın ardından eski Dışişleri bakanı Boris Johnson ile mevcut Dışişleri bakanı Jeremy Hunt arasında geçen seçimde, Boris Johnson Muhafazakâr Partisi’nin yeni lideri ve aynı zamanda İngiltere’nin yeni başbakanı olarak 23 Temmuz’da görevi devraldı. Partinin Brexit anlaşmasındaki fikir değişikliklerini beğenmeyen Johnson, dışişleri başkanlığından istifa etmişti. Şimdi başbakan ve yeni bir kabine kurması bekleniyor. Bu kabineyi kurarken oldukça kararlı ifadeler kullanan Johnson, 31 Ekim’den önce Avrupa Birliği’nden aması olmadan çıkacaklarını ifade etti.
İngiltere’nin Donald Trump’ı olarak anılan ve dedesi Türk olan Boris Johnson, kabinesini düzenleyip göreve başladı. Brexit’i öncelik olarak belirleyen Johnson’un ilk sözleri de Brexit oldu. Ancak görünen o ki AB, Johnson ile aynı fikirde değil, işler daha komplike bir hal alıyor. Bu sürecin sonunda ise ya Birleşik Krallık’sız bir AB, ya da yeni başbakanlı bir İngiltere göreceğiz.
%d blogcu bunu beğendi: