Doğu Akdeniz Krizinin Kalbi: Kıbrıs Sorunu

 

Türkiye’nin ve bölgedeki diğer ülkelerin geleceğini önemli ölçüde etkileyecek olan Doğu Akdeniz bölgesi, her geçen gün yeni bir olaya, yeni bir stratejik hamleye sahne olmakta. Atılan adımlar bölgenin tansiyonunu düşürmek şöyle dursun, adeta suyu daha da ısıtmakta.

“Doğu Akdeniz neresidir?” Sorusuna verdiğiniz cevap Kıbrıs ve çevresi ile sınırlı kalıyorsa yapmanız gereken şey haritaya biraz daha uzaktan bakmaktır. Zira Doğu Akdeniz, Sicilya ile Tunus arasındaki bölgeden, yani Sicilya Boğazı’ndan itibaren doğuda kalan bütün Akdeniz’i kapsar. Aslına bakılırsa, bu bölgede yapılan sondaj faaliyetleri ile ilgili yazılanların değinmeleri gereken konu bunun yalnızca bir Doğu Akdeniz meselesi olmadığı, bu gerginliğin asıl sebebinin Kıbrıs Sorunu olduğudur.

Doğu Akdeniz’in doğusu olarak adlandırabileceğimiz bölgenin geleceği ile ilgili doğrudan söz hakkı olan ülkeleri Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Libya, Yunanistan, Lübnan, Suriye, İsrail ve Mısır olarak sıralayabiliriz. Türkiye, Yunanistan ve İngiltere ise bölgedeki garantör ülkelerdir. Bölgeye direkt sınırı olmayıp dolaylı yoldan bölgede söz sahibi olan ülkeleri ise Amerika (ABD), İtalya, Fransa, İngiltere ve Rusya olarak sayabiliriz. Bu ülkelerin bölgedeki varlıkları, bölgede sondaj ve arama çalışmaları lisansı bulunan şirketleri aracılığıyladır.

Görüntü 1 Bögedeki Kıyıdaş Ülkeler (insamer.com)

Bölgede yaşanan sorunların kaynağı nedir? Sorun çıkıyor çünkü sözde anlaşmalar yapılırken bölge garantörü olan Türkiye’ye danışılmamış, üstüne kıta sahanlığı planlarla işgale yeltenmiştir. Bunun yanında Avrupa’nın haylaz çocuğu olarak tanımlanan GKRY, Kıbrıs adasının tamamının yöneticisiymiş gibi, KKTC’de yaşayan vatandaşlarımızı yok sayarak, çeşitli sözde uluslararası anlaşmalar yaptığı için bölgenin tansiyonu yükselmektedir. Aslında GKRY bu tür adımları Avrupa’nın bir başka çocuğu olan Yunanistan’ın kontrolünde atmakta. Bu alışkanlığın temelinde ise Megali İdea fikrinin deniz kısmı olan Enosis Planı vardır. Enosis Yunan dilinde “birleşme, bütünleşme” anlamına gelen bir kelimedir. Bu plana göre Ege Adaları, Girit ve Kıbrıs’ın Yunanistan ile birleşmesi amaçlanıyordu. Planın etnik açıdan işlemesi için 1963-1964 yıllarında Kıbrıs’ta binlerce Kıbrıs Türk’ü katledildiği gibi pek çok katliam gerçekleştirildi. Planın ilk kısımları başarıya ulaşmış olsa da hesapta olmayan bazı gelişmeler Enosis’i engelledi.

1974 Kıbrıs Barış Harekâtı ile adaya çıkarma yapan Türk Ordusu, Yunanistan’ı büyük emelinden uzaklaştırmıştır. Aslında Türkiye, bölgeye yeni bir aktör daha eklemiştir. Her ne kadar Türkiye dışında fazla ülke varlığını kabul etmese de adanın kuzeyinde bayrağı gönderde olan bir KKTC gerçeği vardır. Ancak GKRY, adeta adanın tamamında hak sahibiymiş gibi özellikle geçtiğimiz 20 yılda bölgeyi ilgilendiren pek çok anlaşma imzalamıştır. GKRY, 2003 yılında Mısır ile Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) Anlaşmasını ve daha sonra 2007 yılında Lübnan ile Deniz Yetkilendirme Anlaşmasını imzalamış ancak bölgede Mısır ile birlikte arama faaliyeti yürütmeye teşebbüs etmeleriyle Türkiye’den nota almaları bir olunca bu isteklerinden bir süre vazgeçmişlerdir. Aynı yıl içinde GKRY ile Fransa Savunma ve Askeri İş Birliği Anlaşmasını imzalamıştır. Bu anlaşma 2017 yılında genişletilmiş ve Fransa’ya adadaki üsleri süresiz kullanma hakkı tanınmıştır. GKRY, 2010 yılında da İsrail ile MEB anlaşması imzalamıştır.

Atılan imzalarla birlikte hayatımıza giren ve günümüzde daha da sık duyduğumuz bu “Münhasır Ekonomik Bölge” kavramı aslında ağırlıklı olarak Türkiye ve KKTC’nin kıta sahanlıkları ile kesişmekte. GKRY ve diğer ülkelerin sözde anlaşmalarına göre Kıbrıs’ın güneyi ve güneybatısındaki alan 13 parça şeklinde parsellenmiş bulunuyor. Bu 13 parselden 1,2 ve 3 numaralı parseller kuzeyde, 10, 11 ve 12 numaralı parseller güneyde, 4, 5, 6, 7, 8, 9 ve 13 numaralı parseller ise ortada bulunmakta. Haritada da görüldüğü üzere, 10 ve 11 numaralı parseller haricindeki 1, 4, 5, 6 ve 7 numaralı parseller Türkiye’nin kıta sahanlığı ile, 2, 3, 8, 9, 12 ve 13 numaralı parsellerde ise KKTC’nin kıta sahanlığı ile kesişmekte. Ancak asıl ihtilaf, yukarıda da bahsettiğim sebeplerden ötürü KKTC’nin de söz sahibi olduğu alanlarda KKTC’nin yok sayılmasından kaynaklı olarak çıkıyor.

Peki Türkiye bölge ile ilgili hangi adımları atıyor? Doğu Akdeniz’deki sorunun doğurduğu problemleri tarihsel süreç içerisinde pek çok kez tecrübe eden Türkiye Cumhuriyeti, yer yer saha üzerinde önlemeler yaparak yer yer de askeri müdahale konusunu gündeme getirerek bölge ile ilgili duruşundan taviz vermemektedir. Türkiye, özellikle GKRY ile Mısır arasında yapılan sözde anlaşma sonrasında 2004 yılında Türkiye ve KKTC kıta sahanlığının sınırlarını belirleyerek Birleşmiş Milletlere (BM) bildirdi. 2010 yılındaki GKRY ile İsrail arasında imzalanan anlaşmaya karşılık olarak ise Kıbrıs’ın kuzeyi, doğusu ve güneyini kapsayan A, B, C, D, E, F ve G kodlu parsellere böldü. 2011 yılında ise bu parsellerde faaliyet yürütebilmesi için Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na (TPAO) ruhsat verildi.

Görüntü 2 Sözde MEB ve KKTC’nin TPAO’ya Ruhsat Verdiği Bölge (trthaber.com)

Türkiye’nin bu duruşunun caydırıcılık aşamasının ötesine de geçerek sahaya sondaj için girmesi ise son birkaç yıla dayanıyor. Öncelikle Barbaros Sismik Araştırma Gemisini Finike-1 bölgesine gönderen Türkiye, ardından 2018 yılı ortasında Fatih Sondaj Gemisini Akama Burnu’na gönderdi. Fatih Sondaj Gemisi sonrasında Yavuz Sondaj Gemisinin de Karpaz Yarımadası çevresinde faaliyetlerine başlaması bölgedeki diğer ülkeleri rahatsız etmiş ve GKRY Fatih Sondaj Gemisi mürettebatı hakkında sınır ihlali gerekçesiyle tutuklama kararı çıkarmıştı. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’e gönderdiği sismik araştırma ve sondaj gemilerini sahipsiz bırakmaması, GKRY’nin kararının icraata dökülmesini engellemiştir. Bunun üzerine Türkiye, envanterindeki diğer sismik araştırma gemisi olan Oruç Reis’i de bölgeye gönderme kararı almıştır. Bu yazının kaleme alındığı sırada Antalya Limanı’nda demirli olan sismik araştırma gemisinin 10 gün içinde görev yerine gitmek üzere hareket edeceği ön görülmektedir. Şu anda diğer gemilerimizden Fatih, Kıbrıs’ın batısında Akama açıklarında; Yavuz, Kıbrıs’ın doğusunda Karpaz Yarımadası açıklarında ve Barbaros, Kıbrıs’ın güneyinde sözde MEB olarak tanımlanan bölgede, 9 numaralı parselde görevlerine devam etmektedirler. (Gemilerimizin konumunu görmek için: www.marinetraffic.com)

Görüntü 3 Bölgede Aktif Sondaj Faaliyetleri Sürdüren Fatih Sondaj Gemisi (trthaber.com)

Bölgede yapılmaya çalışılan oldubittiler bunlarla da sınırlı değil. İsrail, GKRY ve Yunanistan’ın iş birliği ile gerçekleştirilmeye çalışılan East-Med Boru Hattı Projesi de planın bir parçası. Plana göre bölgeden çıkarılacak olan doğal gaz ve petrol Avrupa’ya bu hat üzerinden ulaştırılacak. Bu şekilde, bölgedeki en mantıklı alternatif olan Bakü-Tiflis-Erzurum (BTE) doğal gaz hattını egale etmiş olacak. Bu projeye destek veren bir başka ülke ise ABD. Çünkü East-Med boru hattının faaliyete geçmesi durumunda, dış ticaretinin %60’tan fazlasını doğal gaz ve petrol satışından oluşan Rusya büyük darbe almış olacak. Bu gelişmeleri büyük bir titizlikle takip eden Rusya ise Suriye’nin, Akdeniz kıyısındaki Baniyas-Tartus hattındaki sondaj haklarını 25 yıllığına kendi şirketlerine devrini gerçekleştirdi. Dolayısıyla şirketine refakat etmesi amacıyla bölgeye askeri güç konuşlandırmış oldu. Aslında bu gelişmeyle beraber Rusya, yıllardır bizlere de öğretilen büyük amacını gerçekleştirerek, sıcak denizlere inmiş oldu.

Görüntü 4 East-Med Boru Hattı Güzergahı (ankaenstitusu.com)

Özellikle son yıllarda adeta bir panayır yerine dönen Doğu Akdeniz bölgesi, zaman zaman çeşitli güç gösterilerine, yani askeri tatbikatlara da sahne olmakta. İlk olarak 25 Haziran 2018 günü ABD, İngiltere ve İsrail iş birliği ile 5. nesil F35 savaş uçakları Doğu Akdeniz semalarında görüldü. Çok geçmeden, 2018 Eylül ayının başlarında Rusya, tarihinde ilk kez Akdeniz’de tatbikat gerçekleştirdi. Kıyıdaş ülkeler arasındaki en büyük askeri güç olan Türkiye ise kendine yakışır bir şekilde 27 Şubat 2019 tarihinde adeta “Akdeniz’de Ben Varım!” dercesine Mavi Vatan tatbikatını gerçekleştirdi. Ardından 13 Haziran 2019’da tekrar sahneye çıktı. Bu defa Karadeniz, Ege ve Akdeniz’i kapsayan mavi vatanında Deniz Kurdu tatbikatını gerçekleştirdi. Kısa bir süre sonra, 18 Haziran 2019’da ise 1974 yılından beri yerleşime kapalı olan KKTC’deki Maraş bölgesi yerleşime açıldı. Stratejik bir nokta olan Maraş bölgesinin yerleşime açılmasıyla KKTC’nin kıta sahanlığı artırılmış oldu.

Şimdi önümüzdeki Doğu Akdeniz haritasına biraz daha geriden bakacak olursak; bölgedeki önemli aktörlerden olan İran ekonomik yaptırımlar/ambargolar ile saf dışı bırakılmaya çalışılıyor. Lübnan ambargo tehditleriyle susturuldu, Suriye iç savaş ile… Bölge aktörlerinden Irak 2003 yılında, Libya 2006 yılında, Mısır 2013 yılında net bir biçimde müdahaleye maruz kaldı. Bu planın benzeri 2016 yılında Türkiye için denendiyse de başarılı olamadı. ABD, 15 Temmuz Darbe Girişimi başarıya ulaşamayınca güney kara sınırımızda terör yuvalarını eskisinden çok daha etkin şekilde fonlamaya başladı. Sınırımızda IŞİD, PKK, PYD ve PYD’nin askeri kanadı olan YPG terör örgütleriyle başımızı ağrıtmaya çalışan ABD, Doğu Akdeniz’deki kıyıdaş ülkelerin de Türkiye’nin karşısında konumlanmalarını sağlamaktadır.

Görüntü 5 27 Şubat 2019 Tarihli Mavi Vatan Tatbikatı (sde.org.tr)

Her ne kadar ülkemizin dışarıda düşmanı bol olsa da ülkemize karşı atılan adımları 2016 yılında olduğu gibi milletçe bertaraf etmesini de bildik. Zira bölgede hazır bulunan ülkeler, bölge nimetlerinden pay almaktan daha çok Türkiye’nin bu nimetlerden faydalanmasının engellenmesini amaçlıyor. Bundan dolayıdır ki, ülkemizin dış politika konularında tek yürek olması zaruri bir ihtiyaçtır. Birlik olmazsak kuvveti doğuramaz, kuvvetli olamamamız halinde de hakkımızın gasp edilişini izlemek zorunda kalırız.

%d blogcu bunu beğendi: