The boys in Ankara did it: 12 EYLÜL

“The boys in Ankara did it…”

12 Eylül 1980 tarihinde Amarikalı istihbaratçı Henze’ye söylenen bu sözlerle, Türkiye tarihinin üçüncü darbesi Amerikalılara müjdeleniyordu.İran’ı İslam Devrimi ile, Afganistan’ı ise SSCB işgaliyle Varşova Paktı’na kaptıran NATO’nun büyük abisi; Kore Savaşı’ndan eski silah arkadaşı Türkiye’yi elinde tuttuğu için oldukça mutluydu. Ankara’daki çocuklar yapmıştı.

Ankara’daki çocuklar 20 yıl içinde üçüncü kez bu işi yapıyorlardı. Zira 10 yılda bir Türkiye’de işler öyle karışıyor ya da karıştırılıyordu ki, askerin yönetime el koymaktan başka çaresi kalmıyordu. Elbette onlar da seçilmiş hükümetleri düşürmekten, ülkede bir vesayet rejimi kurmaktan, Anayasa’yı askıya almaktan, binlerce insanı ülkeden kaçırtmaktan, bir o kadarını da içeri atmaktan ve bitmek bilmeyen tasfiye süreçlerinden rahatsız oluyorlardı.

12 Eylül de öncekiler gibi göstere göstere gelmiştir. Kanlı 1 Mayıs 1977 ile başlayan anarşi olayları, Maraş ve Çorum katliamları ile kitlesel kıyımlara dönüşmüş, süreç içerisinde artan terör olaylarıyla her geçen gün ölen sivil ve masum insanların sayısı artmıştır. Soğuk savaşın iki kutuplu dünyasında kendilerini sağ-sol çatışmasının içinde bulan yüzlerce gencimizin hayatı da bu zor yıllarda solup gitmişti. Bütün bunlar yaşanırken TBMM de, Milliyetçi Cephe İttifakı ile CHP arasında ikiye bölünmüş ve sokaktaki ayrışma bu şekilde meclise de taşınmıştı. Sokak olaylarına müdahale edecek polisler dahi pol-der ve pol-bir olarak ikiye bölünmüştü. Türkiye’yi 12 Eylül’e hazırlayan çevreler ise karda yürüyor ama izlerini belli etmiyorlardı. Ne kanlı 1 Mayıs’ın, ne Maraş’ın, ne Çorum’un, ne 16 Mart gibi kitlesel kıyıma dönüşen hadiselerin asıl sorumluları uzun yıllar geçse de bulunamamıştır.

Türkiye’de 12 Eylül darbesi bu şartlar altında gerçekleşmişti. Darbe sonrası yapılan toplu tutuklamalar, fişlemeler, hapishane işkenceleri ve dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in tabiriyle bir sağdan bir soldan yapılan idamlar kurulan yargı düzenin ana hatlarını oluşturmaktaydı. Sokakta anarşi bitmişti ama kurulan bu düzen ve meydana getirdiği mağduriyetler asla unutulamadı. Darbeden sonra sırayla idamları gerçekleştiren solcu Necdet Adalı ve ülkücü gençlerden Mustafa Pehlivanoğlu asla unutulmadı. Henüz daha 17 yaşındayken idam edilen Erdal Eren de hep 17 yaşında kaldı.

Türkiye 12 Eylül sonrası, bir kez post-modern darbe, bir darbe girişimi, bir e-muhtıra ve bir sivil darbe girişimi geçirmiştir. Kendi içlerinde yöntem ve amaç açısından farklılıklar arz etse de, nihayetinde asıl olan tüm bu olayların milli iradeye verdiği zarardır. Unutulmamalıdır ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir Afrika ya da Güney Amerika devleti değildir. Hiçbir istihbarat örgütü burada artık istediği gibi at oynatamaz. Bu bağlamda her türlü görüş ayrılığından bağımsız olarak bu tür tertiplerle karşı karşıya kaldığımızda, milli menfaatlerin gerektirdiği şekilde hareket etmemizin, gelecekteki varlığımızın teminatı olacağını unutmamalıyız. Aslolan bu ülkenin bekası ve bizlere emanet olan bu toprakların bizden sonraki nesillere varlığından bir şey kaybetmeyerek, daha da güçlü bir şekilde teslim edilmesidir.