Başkan Trump Bizi Kurtar

 

Şu günlerde bizler için doğruyu bulmak ve onu kavramak bir hayli zor. Herkes farklı bir görüş beyan ederken zihinlerin berrak bir yol içinde doğruyu bulması sadece hür iradelerin işidir. Zihnin doğruyu bulma çabası içinde ki bu mücadelesi yan ve taraf tutmadan, duygularımızı bir kenara bırakarak objektif yorumlar yapmak herkes gibi bizi de doğal olarak zorluyor. Doğruyu gördüğümüzü, yanlışı fark ettiğimizi ancak geçmiş yazılarımız üzerinden incelemelerde bulunduğumuzda görebiliyoruz. İşte tam da bu hususta örnek verecek olursak,

24 Mayıs 2019 tarihli “ DEĞİŞEN DÜNYA DÜZENİ “ adlı yazımızın fasıl kısmı tam olarak şu paragrafla bitiyor;

“Çin ve ABD arasında  gerçekleşen bu rekabet ortamı muhtemel olarak zaman içinde yine ABD ve Batı Bloğu lehine sonuçlanacak gibi görünmektedir. Çin’in objektif, demokratik ve halk temelinde zenginleşmeye odaklanmaması SSCB’de olduğu gibi ekonomi temelli protesto hareketlerine maruz kalarak parçalanması hatta yıkılmasına sebep olabilir. ABD ve Avrupa Birliği’nin kendi halkı için ekonomik reform hareketlerini takip etmesi ve onları sürekli olarak geliştirmeye çalışması, gücü ve bilimsel gelişmeleri elinde tutmasının yegâne sebebi olarak görülüyor. Doğu Bloğu’nun ise demokrasi ve insan hakları adına en ufak bir adım atmaması ve bilimsel gelişmeleri gizleyerek tutucu bir politika izlemesi, bilimsel ve yapısal çalışmaları belli oligarşi grupları ya da doğrudan devlet eliyle yürütüp halkın refah seviyesini gözetmemesi rakipleri tarafından üzerinde oynanabilecek sosyolojik hareketlere imkân sağlıyor. “

Bu doğrultuda ki saptamalarımızın ne kadar doğru ve ne kadar objektif olduğunu bugün gelişen şartlar dahilinde daha iyi görebiliyoruz. İnsanların birbirini taraf olmakla suçladığı şu günlerde, bazıları yazdığımız yazının Batı medeniyetlerini savunan ve öven bir yazı olduğu kanısına vararak bizi karalayabilir.  Fakat yazımızın, Batı kültürünün sahip olduğu oturmuş sistemlerin ve müspet hallerin nelerden ibaret olduğunu anlamak ve anlatmak için yazılmış bir yazı olduğunu idrak edebilmek çok da zor olmasa gerek.

Konumuzun başlığına yani Hong-Kong protestolarına dönersek, mayıs ayı itibariyle Çin’in Hong –Kong bölgesinde başlayan protesto hareketleri üçüncü ayını doldurmasına rağmen hala tüm şiddetiyle devam ediyor. Buna karşın Çin ordusu ise Hong –Kong bölgesine müdahale etmek için tetikte bekliyor. Fakat bu tehdit bile protestocuları durdurmak için nafile gibi görünüyor. Suçluların Çin hükümetine teslimi konusunda ki yasa tasarısı her ne kadar iptal edilse de protestolar ve çatışmalar hala durmak bilmiyor. Çünkü protestoların temelini söz konusu yasa tasarısı değil yıllardır insanların içinde biriken haksız ve adil olmayan düzen oluşturuyor. Eşit olmayan gelir dağılımı, sürekli fakir ve düşkün konumunda kalan halkı isyan noktasına getiriyor ve neredeyse eski sömürge günlerini özlemle yad ettiriyor. Bu sebeptendir ki protestolar, Çin’in en önemli hasımlarından olan ABD bayraklarının meydanlarda açılmasıyla sürence hızıyla devam edeceğe benziyor.

Şimdi isterseniz Hong – Kong protestolarını değil sorunların özünü konuşalım. Dünya düzeni her geçen gün değişirken, insan tabiatı aldığı eğitimler ve kültürel birikimlerle taalluk etmeyecek biçimde, kendi özünde benliğini korumaktadır. Bu eğilimler her şeyden önce kişisel çıkarlar ve bitmek bilmeyen arzular temelinde yükselmektedir. Her ne kadar manevi hissiyatlar nezdinde kişinin üstünlük verdiği vatan ve millet sevgisi çok yüksek derecelerde içtima etse bile, beslenme ve haksızlık karşısında ki temel dürtüler bu hissiyatları çoğu zaman bastırmaktadır. Bunu inkâr etmek veya ört bas etmek bilimi ve onun özünü teşkil eden hususları inkâr etmekten, insan fıtratını saklamaktan ve gizlemekten başka bir şey değildir. Bu duruma güzel bir örnek verecek olursak; Mısır firavunlarından 1. Psamtik tarafından dilin kökeni hakkında yapılan araştırmanın Herodot’un bahsettiği gibi gerçekten “Dilin kökenini araştırmak için yapılan bir çalışma mı?’’ yoksa “Bir mesaj verme eğilimindeki yazı mı? “olup olmadığını bilmiyoruz. Fakat bir kelime dahi duymadan büyüyen çocukların ilk sözlerinin “Ekmek “olması son derece düşündürücü ve manidar. Diğer bir örnek ise Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin temel basamağı olan Fiziksel İhtiyaçlar kısmını teşkil eden yiyecek, su ve barınma gibi temel ihtiyaçlar, insan tabiatının neleri kendilerine öncelikli seçim yaptığını göstermektedir.

Bu sebeptendir ki, yanlış dümenle yol alan ve işin basitine kaçarak durumu zengin oligoglarıyla idare etmeye çalışan Çin hükümeti, ABD ‘den ilk sinyali yine protestocular aracılığıyla “ Başkan Trump bizi kurtar “ sözleriyle almış gibi görünüyor. Temellerinde bencillik ve belli kesim varlıklı insanlar üzerinden zengin devletler kurmayı hedefleyen milletler bırakın aydınlık bir gelecek elde etmeyi, başarının ilk ışıklarını bile göremeyeceklerdir. Bizce aydınlık yarınlara ulaşacak olan devletler vatandaşlarını düşünen, onlara eşit gelir dağılımını ve refah düzeyini sağlamak için çalışan milletlerden çıkacaktır.

%d blogcu bunu beğendi: