Hakkımızda

AKADEMİK SAHNEYE ÇIKTIĞIMIZ GÜN GENEL DURUM VE GÖRÜNÜŞ

2019 yılı Mayıs’ının 19. günü, Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışının 100. yılında Türkiye Cumhuriyeti akademik sahnesine çıktığımızda dünyanın ve ülkenin genel durumu şöyleydi:

Türkiye Cumhuriyeti’nin içinde bulunduğu coğrafyada 2011 yılında Tunus’tan başlayan ve Ortadoğu’da Yemen, Suriye gibi ülkelerde devam etmekte olan Arap Baharı, direniş hareketleriyle birlikte hükümet yapılarını değiştirmiş, on yıllar boyunca koltuklarından kalkmayan yöneticilerin halkın iradesiyle, kan revan içinde iktidardan alaşağı edildiği görülmüş, yine bu süreçte yaklaşık 1 milyon sivil hayatını kaybetmiştir. Ülkelerinden göç etmek zorunda kalan Aylan Kûrdi bebek gibi on binlerce masum evladımız yaşamını yitirmiş, göç dalgalarıyla birlikte yaklaşık 7 milyon dünya vatandaşı kendi ülkelerinden başka ülkelere sığınmak zorunda kalmıştır. Gidecek başka bir kapısı olmayan yaklaşık 4 milyon mülteciye yeni bir ev olan ülkemiz, sosyolojik ve psikolojik değişimden etkilenmiş, yeterli altyapısal reformlar yapılmadığından Türk toplumu bu yeni kültürel harekete ayak uydurmakta zorlanmıştır. Özellikle Güneydoğu illerimizde mülteci sayısı, Türk vatandaşların sayısını geçmiş, demografik değişim bütün ülkeyi derinden etkilemiştir.

Her geçen gün daha kaotik bir meydan haline gelen dünya, mikro ölçekli savaşçıkların devam edegeldiği bir cepheye dönüşmüştür. Savaşın icra şekli değişmiş, ekonomik yaptırımlar, ek vergiler, yumuşak güç politikaları ve denizaşırı şirketler artık savaşın yeni argümanları haline gelmişlerdir. Düzensizlikler ile düzen üreten bir topluluk halini alan insanoğlu, daha çatışmacı daha saldırgan ve daha açgözlü bir kimlik yapısına dönüşerek birbirinin hayatına kasteden bir canavara evirilmiştir. Özellikle Avrupa’da aşırı sağın yükselişi ile kendi milliyetinden olmayanlara karşı bir savaş başlatmış olan sağcı partilerin saldırgan tutumu, mültecilerin Avrupa’ya doğru göç etmesiyle zirveye ulaşmıştır. Bunun en yoğun halini ise 19 Mart tarihinde korkunç şekilde gerçekleştirilen Yeni Zelanda’da anti-İslamist ve ırkçı cami saldırıları izlemiş, bu saldırılarda 50 kişi hayatını kaybetmiştir. Amerika’nın artık içeriye kapanma politikası başlamış, bu sebeple kendilerinden olmayanı dışlama ve bu bağlamda Meksika’dan gelen mültecileri kabul etmeme davranışı gözlemlenmiştir. Tek kutuplu dünya düzeninden tekrar çok kutuplu bir dünya düzenine doğru eğilim gösteren yeni dünya düzeni, Çin’in başatlığını yaptığı Rusya, İran bloku; Amerikan hegemonyası karşısına yeni bir küresel güç olarak çıkmıştır. Bu iki tarafın güç gösteri alanı olarak ön plana çıkan Orta Doğu, mazlumların esaretinin devam ettiği yer olmaya devam etmektedir. Sessizliğin ücreti, insanların acıları ile ödenmektedir. Ülkemiz bu esarete sessiz kalmamış, elinden geldiğince mazlumlara kol kanat germiştir. Ancak yeterince planlı olmayan politikalar, sosyopolitik düzensizliklere sebep olmuştur. Türkiye aynı zamanda son 18 yılda iktidar partisinin etkisinde kalarak, Siyasal İslam politikalarına yaklaşmış, Avrupa Birliği’nin dışlama siyaseti ile Batı’nın politikalarından uzaklaşmıştır. Bulunduğu coğrafyada daha çok yalnızlığa sürüklenen ülkemiz, kısa vadede ekonomik baskılara direnç gösterdiği takdirde, gelecek adına daha olumlu sonuçlar alacaktır. Uzun vadede ise ilk olarak hukukun bağımsızlığı sağlanmalı ve formel eğitime gereken önem verilmelidir. Bu iki prensip uygulanmadan, sağlam temelleri olan adımlar hiçbir zaman atılamayacaktır.

2008 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde başlayan Mortgage krizi ile küresel ölçekte bütün devletler krizden etkilenmiş, Avrupa Birliği bu kriz sonrası iyileştirici formülleri tedavüle sokmak zorunda kalmış, ülkemiz ise Avrupa Birliği ile olan ticari ilişkileri sebebiyle krizi derinden hissetmiştir. Bu süreçten sonra Çin’in ekonomik olarak yükselişi, 1970’lerin başından beri devam etmekte olan Amerikan Küreselleşme Politikası’nın değişmesine neden olmuş, Beyaz Saray 2016’da Trump’ın başkanlığa geçmesiyle birlikte, daha konförmist, daha korumacı ekonomik politikaları benimseyerek, Amerikan Dolarının kendi ülkelerine çekilmesine karar vermiştir. Bu durum aynı zamanda ABD ve Çin başta olmak üzere siyasi küresel ölçekli ekonomi savaşlarının başlamasına neden olmuştur. Bu savaşlardan da nasibini alan Türkiye, 2018 yılından itibaren ekonomide daralma yaşamış, 2019 yılına ekonomide resesyon ile girmiştir. Bir ülkenin kriz durumunu belirlemekte kullanılan CDC puanı, Türkiye açısından 2018’in 3. çeyreğinde 400 baz puan seviyesine yükselerek tarihi rekor kırmış, özel borçlanmalar son 20 yılın rekor seviyesine ulaşmıştır. 1 dolar, 7 Türk Lirası seviyesini görmüş, bu andan itibaren ekonomik müdahaleler devlet eliyle uygulanmaya başlamıştır.

2000’li yıllardan itibaren iletişim ve bilgi teknolojilerindeki ilerlemeler, internetin keşfiyle birlikte en hızlı seviyeye ulaşmış, insanlık tarihi küreselleşme açısından en keskin paradigmaların yaşandığı bir çağa giriş yapmıştır. 1970’li yıllardan itibaren devletler arası bir rekabet ortamına dönüşen uzay araştırmaları, 2018 yılında Çin’in Ay’ın Karanlık Yüzü’nde pamuk yetiştirmeye başladığını duyurmasıyla yeni bir ivme kazanmıştır. Merkezi ABD’de bulunan uzay ve havacılık firması SpaceX’in uzaya otomobil göndermesi ve fırlatma rampasının tekrar dünya yüzeyine sorunsuz inişiyle tek teknolojik gelişim zirveyi yakalamıştır. 2019’un Nisan ayında ise 100 yıl önce A. Einstein tarafından formüle edilen “Kara Delik” araştırmaları, ilk kez görüntülenmiştir. Hibrit ve sürücüsüz araçların artan etkinliği, ulaştırma ve haberleşme ağlarında yapısal değişikliklere neden olmuştur. Robot otomasyonlarının insan hayatına daha çok nüfuz ettiği günümüzde, yapay zekâ ile donatılmış varlıkların sayısında önemli derecede artış meydana gelmiş, Çin’in geliştirdiği “Sofia” adında yapay zekaya sahip robota, Suudi Arabistan tarafından vatandaşlık verilmiştir. Aileden eğitime, dünya üzerinde tüm paradigmaların değişmesine neden olacak bu gelişme, ezbere bildiğimiz tüm toplumsal kuralların yeniden yazılmasına sebep olacaktır. Ülkemiz, teknolojik gelişmelerin gerisinde kalarak, 2015 yılında kendi uydusunu Çin’de bulunan bir rampa ile uzaya göndermek zorunda kalmıştır. Kendi “milli otomobilini” yapmakta geç kalan Türkiye, bu projeden de vazgeçme aşamasına gelmiştir. 2010’lu yıllardan sonra ivme kazanan silah teknolojileri, özellikle Asya ve Arap ülkeleri tarafından övgüyle izlenmiştir. Ancak Türkiye şu anda S-400 Savunma Sistemleri ve Patriot Füzelerininalımıyla ilgili diplomatik krizlerden geçmektedir.

Dünya üzerinde artan nüfus yoğunluğu ile birlikte, özellikle gelişmiş ülkelerde hem tüketim hem de üretim alışkanlıkları değişmiştir. Dünya genelinde tüketim mallarına dayalı obezite ve kanser hastalıkları artış göstermiş, bundan kaynaklı ölüm oranları yeni bir ivme kazanmıştır. Küresel şirketler tarafından her geçen gün daha da tehdide maruz kalan sağlığımız, genetiği değiştirilmiş tohumların tüm dünyada piyasaya sürülmesiyle biyolojik bir savaşa dahil olmuştur. Eşi benzeri görülmemiş hastalıklar genetiği değiştirilmiş organizmalar ile gündeme gelmiştir ve insan vücudu üzerinde özellikle kısırlaşma, kanser, hormonsal değişikler saptanmıştır. Dünyanın geleceğini etkileyecek genetik değişiklikler ile insanlık tarihi ve onuru hiçe sayılmış, yeni doğan yavrularımızın beyinsel fonksiyonlarını değiştirecek kimyasal etkenler gözlemlenmiştir. Sağlığımızı tehdit altında bulunduran diğer bir konu ise, tüketim mallarına dayalı hastalıkları tedavi edecek olan ilaçların yine bu şirketler tarafından satışa sunulmasıdır. Tüm dünya üzerinde etkinliği olan BAYERMonsanto şirketine bağlı bir ilaç firmasıdır. Kendi hastalıklarını, kendi ilaçları ile tedavi edilmesini bizlere empoze eden küresel şirketler, tüm insanlığı kendilerine birer müşteri haline getirmiştir. Bu küresel şirketlerin etkisinden nasibini alan ülkemiz, 2000’li yıllardan itibaren hem tedavi amaçlı ilaçların tedarikinde hem de tarıma dayalı ürünlerde ithalatın artırılmasıyla açık pazar haline gelmiştir. Tüm dünya tarafından “tahıl ambarı” olarak görülen Anadolu coğrafyası, “ithalat pazarına” dönüşmüştür. İsrail merkezli Monsanto şirketi Türkiye üzerinde “tohum” konusunda tekel oluşturmuştur. Toprak Mahsulleri Ofisi’nin ise çiftçinin kendi tohumunu üretmesini yasaklaması ve sadece Toprak Mahsulleri Ofisi’nden tohum alınmasına izin vermesiyle çiftçiler daha zor duruma düşmüşlerdir. Toprak Mahsulleri Ofisi ise sadece Monsanto’ya bağlı şirketlerden tohum ithal etmektedir. Bu durum ise vatandaşlarımızın sağlığını her geçen gün daha kötüye götürmektedir.

Çevre kirliliğinden en derin şekilde etkilenen dünya, gittikçe arkası alınmaz ve önlenemez durumlara düşmektedir. Tüketim alışkanlıklarının değişmesi, fabrikaların kirli hava salınımı ve artan egzoz gazları, iklim değişikliklerine neden olmakta, özellikle bu kirliliğe sebep olan ülkeler sorumluluğu üzerlerine almamaktadırlar. 2015 yılında The Lancet isimli bir tıp dergisinin yayımladığı rapora göre, her 6 ölümden 1’i çevre kirliliğinden meydana gelmektedir. Çevre kirliliği özellikle okyanuslarda bulunan canlı hayatını etkilerken, aynı zamanda cansız varlıklar üzerinde de etkiye sahiptir. Her yıl okyanusa 9 ton plastik atık atılmaktadır. 1 milyon deniz kuşu ve 100.000 deniz hayvanı çoğunlukla plastik atıklar nedeniyle yaşamını yitirmektedir. İklim değişiklikleri üzerinde büyük etkiye sahip olan çevre kirliliği, son 10 yılda ortalama sıcaklıkların artışına neden olmuş, kutuplardaki yaban hayatı tehlikeye sokmuştur. Dünya, 2016 yılında Paris İklim Anlaşması ile, küresel ısınmayla dünya çapında mücadele edilmesi ve yapıcı önlemler alınması amacıyla en önemli adımı atmıştı. Ancak ABD’nin başına geçen Donald Trump, anlaşmadan geri çekilme kararı ile, iklim değişikliği ve çevre kirliliği konusunda ABD’nin üzerine düşeni yapmakta kayıtsız kalacağını göstermektedir. Bu karar aynı zamanda, anlaşmaya imza atan diğer ülkeleri de zora sokmuştur. Türkiye, çevreyi koruma konusunda üzerine düşeni yapmaktadır ancak bunun yeterli olduğu söylenemez. Havayı en çok kirleten 100 şehir arasında, İstanbul 70. sırada, Ankara ise 79. sıradadır. 1. sırada Güney Kore’nin başkenti Seul vardır. 2019 Ocak ayından itibaren ise plastik poşet kullanımında yeni düzenlemeler oluşturan Türkiye, atık plastik oranlarını en aza indirme gayretindedir. Ancak denizlerde, tatlı sularda ve ormanlardaki kirlilik her geçen gün artmakta ve bu durum doğal yaşamı olumsuz şekilde etkilemektedir.

İşte böyle bir ortamda akademik sahneye çıkan araştırma merkezimiz, mevcut dinamikleri analiz ederek, dünyaya yön verecek olan argümanları ülkemiz adına daha uygulanabilir hale getirecektir. Bizim inancımız eğitimdedir. Eğitimdir ki bir milleti ya hür ya da boyunduruk altında yaşayan bir halk yapar. Bizim en çok önemsediğimiz politikalar şeffaflık, hesap verilebilirlik ve tarafsızlığa olan inancımızdır. Yukarıda belirttiğimiz tüm koşulları çözecek kudrete sahip akademik kadromuzla, artık milletimizin hizmetinde olacağız. Türkiye’yi yukarıda belirttiğimiz yollarda çökme ve yok olma uçurumuna sürükleyen problemlerin çözüme kavuşturulması lazımdır. Bunun için bulunmuş bir gerçek vardır. O gerçek şudur ki: Çok Çalışmak!

FoxRatings kuruluşunun tek gelir kaynağı reklam gelirleridir. Bizim dayanışmaya olan inancımız, ülkemizin güzel vatandaşlarının birlik ve beraberliğine olan azmi ile perçinlenmektedir. Şu hiçbir zaman hatırdan çıkarılmamalıdır ki; birleşerek yükselmek her zaman yükselerek birleşmekten daha iyidir. Bu amaç doğrultusunda, yıllık gelirlerimizin yüzde 50’si aşağıda ismi yazılı olan vakıf ve derneklerimize bağışlanmaktadır.

BAĞIŞLARIMIZ

Tohum Otizm Vakfı
Mehmetçik
Hayvanları Koruma Derneği
AÇEV
Darüşşafaka Cemiyeti

 

Uluslararası Akademik Araştırmalar Merkezi

FoxRatings Yönetim Kurulu